menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

ABD ve İsrail Orta Doğu’daki savaşı neden tırmandırıyor?

42 0
05.04.2026

Kısa bir aranın ardından Ortadoğu’daki savaş tekrar alevlenmeye başladı. Brent petrolünün varil fiyatı 109 doları aştı. Hürmüz Boğazı, ABD, Avrupa, Japonya, Güney Kore ve İsrail gemilerine kapatıldı. Dünya petrol arzı düştü ve yakıt, gübre ve (kısa bir süre içinde) temel gıda konusunda ciddi kıtlıklar yaşanacak.

ABD’ye Körfez’de büyük direnç

İran, alt yapısı ve siyasal kadrolarının önemli bir bölümü yok edilmiş olsa da direniyor. Bombalar karşısında boyun eğme belirtisi göstermiyor ve geniş çaptaki insansız hava araçları ve füze stoku ile birlikte, bu direnişini sürdürecek gibi görünüyor.

Buna karşılık, Basra Körfezi bölgesindeki ABD üsleri kısmen tahrip edildi ya da kullanılamaz hale getirildi.  Birkaç bin deniz piyadesinin durumu tersine çevirme şansı da yok gibi. Buna rağmen ABD gerek doğrudan gerekse de İsrail ordusu üzerinden saldırılarını İran’daki sivil hedeflere yönelterek, savaşta yeni bir aşamanın önünü açtı.

İsrail ve ABD, Tahran’ı Hazar Denizi de dahil olmak üzere ülkenin kuzey bölgelerine bağlayan dev bir proje olan Karaj’daki B1 Köprüsü’nü bombaladı. Bu köprü, sivil halkın kullandığı ve ticaret yolu da olan, ülkenin en büyük köprüsü ve önemli bir ulaşım arteri. Sıradaki hedeflerin enerji santrallerinin olduğunu bizzat Trump’ın kendisi açıkladı. (1)

Artık tüm dünya, ABD emperyalizminin savaşı sona erdirmeye dönük “barışçıl” bir planının ve bu haksız hukuksuz savaşın belirli bir sonunun olmadığını görüyor.

Savaş neden tırmandırılıyor?

O halde, ABD ve İsrail dünya ekonomisine bu kadar büyük çapta zarar veren (ve daha da verecek olan) bu savaşı neden tırmandırıyor? Bu sadece Trump ve Netenyahu’nun “faşist deliliğiyle” ya da bunların “savaşı iç siyasete malzeme yapmak istemeleriyle” açıklanabilir mi? Bu soruların doğru yanıtlarını verebilmek için, meseleyi savaşan tarafların liderlerinin ruh hallerinden çıkartıp maddi temellerine ve tarihsel bir bakışa ihtiyacımız var.

Öncelikle, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik husumetleri yeni değil. Onlarca yıldır İran hedef tahtasına alındı. Netanyahu, 30 yılı aşkın süredir İran’a saldırmayı siyasi kariyerinin merkezine yerleştirdi. ABD’deki “Şahinler” ise 1979 İran Humeyni Devriminden bu yana İran’ı hedef aldılar. Böylece, mesele İsrail’in, “isteksiz davranan Trump’ı İran’a saldırmaya zorlamasının” çok ötesinde bir mesele.

Önce askeri olmayan yaptırımlar uygulandı

Bir başka anlatımla, ABD’nin İran’a karşı savaşı, bombaların düşmeye başladığı 28 Şubat 2026’da başlamadı. Bu savaş, yaptırımlar, finansal ablukalar ve doların gücünün sistematik olarak bir silah olarak kullanılması yoluyla 40 yılı aşkın bir zamandır sürdürülüyor.

Yaptırımların sınıfsal bir boyutu da var. Çünkü bunlar emekçilere yönelik bir ekonomik savaştır. Bunlar neden oldukları enflasyon, kıtlık ve çökmekte olan kamu hizmetleri yoluyla öncelikle, toplumun bütününü vuruyor. Öyle ki gıda, ilaç ve yakıt pahalılaşıyor. Finansman kanalları kapanıyor. Hükümetler, ekonomiyi ayakta tutmak için sosyal programlardan kesinti yaparak, kaynak aktarıyor.

Buradaki amaç çok açık: “Hayatı öyle çekilmez hale getirmek ki halk hükümetlerine karşı ayaklansın ya da hükümetler teslim olsun”. Ancak İran’da bu gerçekleşmedi ve savaş milliyetçi duyguları daha da güçlendirerek İran yönetiminin gücünü artırdı.

Bu küresel yaptırımları mümkün kılan araç ise merkezinde ABD dolarının bulunduğu bir sistemdir: uluslararası ödemelerin çoğu ABD bankaları veya dolar hesapları üzerinden gerçekleştirilir ve bu durum, ABD Hazine Bakanlığı’na, yaptırım uygulanan ülkelerle iş yapan yabancı bankaları ABD finans sisteminden dışlanmakla tehdit etme imkânı verir. İran, 40 yılı aşkın bir süredir böyle bir ekonomik savaşın gölgesinde yaşıyor.

Aslında İran bu konuda yalnız değil. ABD karşıtı, Venezüella ve Küba da yıllardır Amerikan ve diğer batılı devletlerin ağır yaptırımlarına maruz bırakılıyor.

Örneğin Küba 60 yılı aşkın bir süredir böyle bir ekonomik savaşın altında yaşıyor ve Trump yönetiminin enerji kaynaklarına yönelik boğucu ablukayı sıkılaştırmasıyla birlikte şu anda yakıt kıtlığı ve elektrik kesintileriyle karşı karşıya. Venezuela, yaptırımların ülkeyi kredi piyasalarından ve sosyal programları finanse eden petrol gelirlerinden mahrum bıraktığı 2015 yılından bu yana, giderek artan bir finansal kuşatma ile karşı karşıya. Bu ülkelere Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti, Suriye ve Zimbabve gibi ülkeleri de ilave........

© Yeni Yaşam