Barışa başlamalıyız
Ülkede, Kürt halkının haklarını kazanması konusu gerçek anlamıyla anlaşılamıyor. Bu konu açılınca bir geçiştirme telaşı başlıyor. Objektif bir analizde bulunarak üstüne gidilemiyor. Hani Ahmet Arif’in “Yürü üstüne üstüne celladın, fırsatçının, fesatçının, hayının” sözleri var ya, bu hayata geçmiyor hiç.
Bu konu zor ve bir o kadar da işin kolayına kaçmak riskini barındırıyor. Mevcut durumda, işin kolayına kaçmadan konuyu ele alabilmenin önemini kastediyorum. Elbette ki, bu vurgunun muhatabı olarak bütün bedelleri ödemiş olan Kürt sosyalistleri ve Kürt halkının kendisini görmüyorum. Kürt sosyalistleri dışındaki sosyalistleri kast ediyorum.
Tuhaf bir şekilde ilk gerilim ailede başlıyor. İlk milliyetçi oluşum aile. Solcu bir insan bile olsanız, Kürt halkının hakları konusu gündeme geldiğinde, aileniz şöyle diyor: “Evladım biz Kürt değiliz ki”. Peki bütün çocukluğum boyunca anlattığınız masallar ne olacak? Haksızlığa uğramış olandan, fakir olandan, gücü yetmiyor olandan yana olan masallar. Kalpsiz bir insan değilseniz Kürt halkını savunursunuz, onlarla aynı sıraya yazılırsınız, onlarla birlikte kaderi değiştirmeye çalışırsınız.
Böylece, işin kolayına kaçmamak ilk olarak ailede başlar, tabii becerilebilirse. Oradaki sınanmadan iyi geçilirse, devamı iyi gelebilir. Ne acıdır ki, çoğunlukla burada ailenin huyuna suyuna gitmek gibi bir sonuç çıkar ortaya. Kendi ailenizin varoluşsal kodlarını ve milliyetçiliğini çok benimsiyorsanız, vaziyet yokuş aşağı gider. Hasbelkader bir solcu olmaktan biraz daha ileri giderseniz, bunun........
