Sadece sürücüyü değil, aracı da değiştirmek gerekiyor
‘Siyasal iktidar denen şey, bir sınıfın başka bir sınıfı ezmekte kullandığı örgütten başka bir şey değildir…’
‘Radikal olmak sorunları kökeninde ele almaktır. İnsan için bu köken insanın kendisidir.’
‘Görünen hükümetin gerisinde, halka ne bağlılık duyan ne de ona karşı sorumluluk hisseden gizli bir iktidar hüküm sürmektedir.’
Bağnaz resmî tarih ve resmî ideoloji rejimin tartışılmasını ve anlaşılmasını engelledi… Anayasada Türkiye Cumhuriyeti “demokratik, laik, bir sosyal hukuk devletidir” deniyor… Aslında geride kalan dönemde bunların hiçbirinin reel bir karşılığı olmadı… Söylemle gerçek durum arasında derin bir uçurum vardı…
Geride kalan yüz yılın yarısında (1923-1950 ve 2002-2026) tek parti iktidarları vardı… Arada kalan yarım yüzyılda da rejim onar yıllık aralıklarda, 1960, 1971, 1980 ve 1997’de askerî darbelerle dizayn edildi… Yapılan seçimler, sahnelenen ‘demokrasi oyunu’, kitleleri aldatma/oyalama operasyonu olmanın ötesine geçemedi… Seçenlerle seçilenler arasında gerçek bir temsiliyet ilişkisi söz konusu değildi…
Aslında geride kalan dönem, kitle katliamlarının, siyasi cinayetlerin, ne demekse, göz altında kayıpların yüzyılıydı… Fakat ‘katliam bir Osmanlı geleneğidir…’ Onun doğrudan devamı olan T.C.’de de başka türlü olması mümkün değildi… İnsanlar gözden kaybolmasınlar, el altında olsunlar diye yakalandıklarına göre, nasıl kayboluyorlar?
Defaten yazdığım gibi, Türkiye’de siyaset, bütçeyi, hazineyi ve müşterekleri (topluma ait olan, herkesin olanın, herkesin hizmetine sunulması gereken, yaşam alanlarını ve kaynakları)........
