Hayır!
Devlet Bahçeli, “Barış Süreci ve Siyasallaşma Koordinatörlüğü” kurulsun, Öcalan koordinatör olsun” derken, “yumurtayı masaya dikine oturtan Kristof Kolomb” kadar kendinden emin görünüyor. Ona sorarsanız, “Öcalan’ın statüsü” muammasının dahiyane çözümü işte aslında bu kadar basitti: “Öcalan ve Hareket ‘statü’ istemiyorlar mıydı; alın size statü.” Ancak sonunda, tarihin Bahçeli’ye, Kristof Kolomb’a olduğunca cömert davranmış olabileceğini söylemek için henüz erken.
Bahçeli’nin teklifi şöyle: “Koordinatör PKK’nın kurucu önderi Abdullah Öcalan olacaktır. Bu statü örgütün feshiyle örgütün bütün türevleri ve unsurlarıyla katî suretle tasfiye edilmesine matuf bir tanımlamadır. Koordinatörlük PKK terör örgütünün bütün uzantıları, örgüt yöneticileri ve militanlarının mutlak bir şekilde silah bırakmasını ve tasfiyesini koordine etmek, yürüyen barış sürecini örgütsel yönüyle sekteye uğratılmasını önlemek, silah yerine siyaset tercihine uygun meşru yönlendirmeler yapmak amacına matuf olarak tasavvur edilmiştir. Bu doğrultuda Öcalan’ın koordinatör statüsü, örgütün tasfiye süreci ile sınırlı kalacaktır. Dolayısıyla bu koordinatörlük, Kürtlerin lider ve temsilcisi, etnik ve kategorik hakların savunuculuğu gibi hususları kapsamamaktadır.”
Bahçeli ve Uçum’un gelecek vizyonu: Muhalefetsiz Türkiye
Masaya sürülen bu “devlet görevi”ni, Öcalan’ın nasıl değerlendirdiğini henüz bilmiyoruz. Bu konuyu değerlendirme ve sonuca vardırma sorumluluğu PKK liderinin omuzlarında. Bir silahlı mücadele örgütünü kurmak kadar onu devreden çıkarmakta da ilk söz hakkı bu yapıyı kurmuş; onun için hayatlarını ve emeklerini esirgememiş olanların.
Ancak, Bahçeli olsun, aynı gün geleceğe ilişkin siyasal tahdit ve ipotek şartlarını masanın üstüne koyan Mehmet Uçum olsun, yalnızca Öcalan’la konuşmuyorlar. Öcalan’ın başının üzerinden, mevcut toplum ve mevcut devletin değişmesinin toplumsal ve siyasal geleceğimiz için hayat memat meselesi olduğunu düşünen herkese sesleniyorlar: “Her şey tamama erdiğinde sizin hiçbir şey olmanızı istiyoruz. Bizim derdimiz, sadece bu ülkede bir geleceğinizin olmaması değil, bir geçmişinizin de olmaması… PKK defteri kapanırken, ülkenin Cumhuriyet sonrası tüm toplumsal ve politik mücadeleler hafızasını da silmek istiyoruz. “Çözüme bir şans vermek” ten yana okurların bir bölümü bu belirlemeleri biraz abartılı bulabilir. Ancak kilit önemdeki bazı ifadelerin üzerinden tekrar geçtiklerinde, büyük olasılıkla onların da içini bir ürperti saracaktır.
Bahçeli’nin post-PKK döneminin toplum ve siyaset manzaralarını nasıl hayal ettiğine bir bakalım: “Terörsüz Türkiye, terörü geçmişiyle normalleştirmek değil, tüm varlığıyla fiil ve eylemleriyle hayatın her yerinden ve zihinlerden çıkarmaktır.”
Bu dolambaçlı ifade, gündelik hayata tercüme edildiğinde şu denmiş olmuyor mu: “En yakın tarih olarak 1984’ten bu yana ‘terörle mücadele’ adına Kürdistan’da milyonlarca insanın maruz kaldıkları köy yakmaları, yerinden etmeleri, toplu katliamları, korucu ve özel tim şiddetini; Kürt köyleri ve kasabalarının ve........
