menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Şiddete karşı çözüm komünalizmdir! -3

9 0
tuesday

Politikayı her türlü ahlaksızlığın döndüğü bir alan olarak görüp apolitik duruşa yönelen akıl, devletin varlığını meşru ve gerekli görüp devlete tabii olmakta herhangi bir sakınca duymamaktadır

Kapitalist modernite çağında insanlık kanserin iki türüyle birden mücadele etmek zorunda. İlki; endüstriyalist uygulamaların neden olduğu biyolojik kanser oluyor. Diğeri ve daha ciddi tahribata neden olanı ise; neredeyse tüm toplumsal hücreleri birbirine karşı savaşır hale getiren sosyolojik kanser oluyor. Ulus-devlet, devletçi uygarlığın, toplum üzerinde en yüksek tahrip gücüne sahip sistemi olarak inşa edildi. Tahrip düzeyi toplumsal politikanın tasfiyesiyle bağlantılı. Modern devletin en “demokratik” olan örneklerinde bile toplumun politik alanın dışında tutulduğunu görürüz.

Bu gerçeği ortaya koyan sayısız verinin arasında modernist entelijansiyanın sosyo-politik olguları ele alışı da bulunmaktadır. Batı dünyasında ulus ve ulusçuluk üzerine en yetkin tanımlamayı yapmış otorite olarak kabul edilen Ernest Gellner’e göre ulusçuluk “politik olanın ulusa göre belirlenmesi”dir. Bu tanımda politik olan devlettir. Ulus-devlet, kendisini toplumun her kesimine esas politik özne olarak “kabul ettirebilmiş” bir devlet biçimidir. Aynı anlama gelmek üzere, toplum kesin olarak politik alanın dışında tutulmuştur.

Toplum tarihin hiçbir döneminde politik öznelliğini bu düzeyde kaybetmiş değildir. Politikayı devlet işleriyle denkleştiren “politika” anlayışının toplumun çoğunluğu tarafından kabul görmesi için de geçerlidir belirtilenler. Politikayı bulaşılmaması gereken kirli bir alan olarak gören “namuslu-vicdanlı” insanlar kapitalizm çağının eseridir. Eskinin aşiret-kabile toplumlarında politik alanın (ki bu yaşamın tamamını kapsamaktaydı) dışında bırakılmanın tek bir gerekçesi olabilirdi ki o da toplumdan aforoz edilmekti. Aralarında nüanslar........

© Yeni Yaşam