Orta Vadeli Program ve çiftçinin durumu
Bütün Orta Vadeli Programlar ne yazık ki gündemimize iki gün konuk olduktan sonra üçüncü gün unutuldu. Ekonominin neoliberal ‘imamları-mimarları’ kendi bildiklerini okumaya devam ettiler
Tarımsal üretim tohum ile başlar, tohum ile biter. Ancak tohumda kamunun adı sanı okunmuyor artık. Tohum, tohum şirketlerinin denetiminde artık, bu duruma hangi araçla müdahale edilecek?
Çiftçi sendikaları için hukuksal düzenleme yapılmamasının gerekçesi yok. Ama sözleşmeli üreticilik allanıp, pullanıp şirketler lehine tek taraflı olarak pişirilip çiftçilerin önüne çözüm olarak konuluyor
Türkiye, fındık üretiminde ve ihracatında dünya birincisi, üzüm üretiminde dünya ikincisi, ihracatında dünya birincisi, kayısı üretiminde ve ihracatında dünya birincisidir. Sebze üretiminde dünyada dördüncü, meyve üretiminde dünyada altıncı sıradadır. Buğdayın ise anavatanıdır. Bu üretim ve varlık potansiyeline karşın, üretici para kazanamadığını, tüketici, “ürünler çok pahalı, alamıyorum” diyor.
Türkiye günümüze kadar 2005 yılından başlayarak 22 kez Orta Vadeli Program hazırladı ve açıkladı. Bu son Orta Vadeli Program 23’ncüsüdür. Bütün bu programlara rağmen, Türkiye tarımının her geçen gün, üretici üretemez, tüketici satın alamaz duruma sürüklendi.
Hazırlan ilk programdan sonuncusuna kadar, yaş meyve ve sebze fiyatlarını düşürme iddialı, Hal Yasası çıkarıldı. Gıda politikalarına üretici ve tüketici lehine yön vermek için Gıda Komitesi kuruldu. Arz yetersizliği nedeniyle fiyatı artan ürünlerin ihracatı kısıtlandı, bazen yasaklandı. İthalatla gıda fiyatları düşürülecek denilerek, üreticiyi terbiye etme yoluna gidildi. Üretimi desteklemede cimri davranıldı. Çiftçi trilyonlarca borç altına konuldu.
Patates, soğan baronları fiyatı yükseltiyor denilerek depo baskınları yapıldı. Hükümet bizzat tanzim satış çadırları kurdu. Tarım Kredi marketleri açıldı art arda. Tarım Kredi Marketlerinin fiyatları özel sektör marketleriyle bazı ürünlerde aynı, bazı ürünlerde yüksek bile oldu. Tarımdaki bu “kör dövüş” ile üretici ve tüketici sürekli “darp edildi”, ama ne ürün fiyatları düştü, ne tüketici memnun oldu, ne çiftçinin refah düzeyi yükseldi. Aksine borç batağında debelendikçe (ürettikçe) daha çok battı. Neden?
Evet, neden? Nedeni; dış dinamikler ve onun işbirlikçisi hükümetlerin politikalarıyla oluşturulan neoliberal sistemin ta kendisi. Nasıl?
Şöyle; Türkiye ithal ikameci politikalardan serbest piyasa temelli neoliberal politikalara 24 Ocak Kararları (1980) ile birlikte adım attı. Türkiye tarımında serbest piyasaya geçiş için ilkönce kamunun destekleme alım yaparak üretici fiyatlarını, üretim girdisi üreterek girdi piyasasını düzenleyen kurumlarını özelleştirildi. Özelleştirmelerle amaçlanan; Türkiye tarımının yüzde 80’ninden fazlasını oluşturan, yani omurgası olan küçük aile çiftçiliğini ortadan kaldırmak, yerine tarımı şirketleştirme politikalarıydı. Şirketleştirme yanlısı-tercihli ekonomi-politik süreçte 2000 yılına gelindiğinde yasal mevzuat tamamlandı. Başka bir deyişle tarımı şirketleştirmenin alt yapısı tamamlandı. 2000 yılından sonra tarım ve gıdada şirketleştirin hegemonyasını sağlamak için kollar sıvandı. Orta Vadeli Programlara bu gözle bakmakta yarar var.
Orta Vadeli Programlar
Türkiye ekonomisi ile ilgili Orta Vadeli Programlar ilk olarak 2005 yılında hazırlandı. Bugüne kadar 22 Orta Vadeli Program hazırlandı ve kamuoyu ile paylaşıldı.
Geçmişten günümüze hazırlanan 22 programın hepsi hazırlanırken bir önceki çıkarılan programın yararı-zararı yeterince değerlendirilmedi. Bir türlü ateşi düşürülmeyen enflasyon gibi Orta Vadeli Programların hazırlanması art arda devam etti. Bütün Orta Vadeli Programlar ne yazık ki gündemimize iki gün konuk olduktan sonra üçüncü gün unutuldu. Ekonominin neoliberal........
