CEMİYETİMİZDE KÜLTÜR DEĞİŞMELERİ
Özel Sayılar İSTİKLÂL MARŞI’NIN 100.YILI Başbuğ Alparslan Türkeş Özel Sayısı DÜNDAR TAŞER ÖZEL SAYISI Mayıs 2019 Özel Sayısı
İSTİKLÂL MARŞI’NIN 100.YILI
Başbuğ Alparslan Türkeş Özel Sayısı
DÜNDAR TAŞER ÖZEL SAYISI
Mayıs 2019 Özel Sayısı
CEMİYETİMİZDE KÜLTÜR DEĞİŞMELERİ
Kültür değişmesi zamanımızın sosyal ilimcilerini iki bakımdan alakadar eder. Bir tarafta kültür değişmesi ile uğraşan, bunu nasıl ve hangi yollarda yapacağını düşünüp ortaya koyanlar; işin idarecileri, kumandacıları var, diğer tarafta bu kültür değişmesine hedef olanlar, içinde yaşayanlar var… Bizde sosyal ilimlerin gelişmesi gerilerde kaldığı için bilgilerimizin bir kısmını Avrupa’dan bu değişmeci tabakadan alıyoruz ve Avrupalı araştırıcıların yaptıklarına bakarak bazı neticeler çıkarmağa çalışıyoruz. Şu hâlde mesele bizim için sadece akademik değildir, hayatidir. Bu ehemmiyet mevzuun tarihçesinde daha iyi fark edilir.
Kültür meselesi ilk defa Ziya Gökalp tarafından ortaya atıldı. Esasen kültür münakaşaları yapılırken millet zaten çoktan bu değişme girdabının içinde idi. Türkiye’de yüz yıldan beri bir Batılılaşma, modernleşme hadisesi vardı, bunun başında da o zamanın idaresi, aydın zümresi ve bütün bunları temsil eden saray vardı.
Bizim yazarlarımız bu iş ancak çok ileri gittiği zaman kültür meselesi ile ilgilenmeğe başladılar… II. Meşrutiyet devri hür bir devre olduğu için kültür değişmesi modernleşme mevzularının münakaşasının da en hararetli devresiydi. “Modernleşmenin modeli Avrupa ise onu külliyen almalıyız” görüşünde olanlar ile bu fikirlere reaksiyon gösteren, milletin hakiki hüviyetinin değişmesine karşı olanlar arasında fikir münakaşaları yapılıyordu. Bu reaksiyonu temsil eden Ziya Gökalp, “Kültür ve medeniyet farklılaşması “meselesini ortaya attı. Gerçi bu kavram daha evvel Alman sosyologlarınca da yazılmıştı fakat Ziya Gökalp yeni ve orijinal bir buluşla kültür ile medeniyetin birbirinden farklı olduğunu ileri sürerek geleneğin dışında tasnifçi bir görüşle “Medeniyet beynelmileldir fakat kültür millidir. Türkiye modernleşebilir ve pekâlâ Avrupa’dan farklı bir millet olarak kalabilir, hüviyetini kaybetmez” tezini müdafaa etti.
İşte hālā münakaşası yapılan kültür ve medeniyet farklılaşması davasının aslı budur. Ziya Gökalp tamamen pratik yoldan milli kültürümüzü kurtarmak gayesinde idi. Fakat hâlâ modernleşmenin bir kültür meselesi mi, bir medeniyet meselesi mi olduğu hakkında münakaşalar devam etmektedir. Bu mesele yalnız bizde değil, başka memleketlerde de münakaşa mevzuudur. Bu hususta Avrupalı ve Amerikalı müelliflerin de ortaya attığı tezler ve bazı değişme örnekleri var. Neticelere baktığımız vakit bazı noktalara varılıyor. Şimdi hadisenin daha ilmî araştırmalara müsait bir şekil alabilmesi için kültür ve medeniyet kavramlarını bir tarafa bırakıp başka kavramlar üzerinde duralım.
Burada karşımıza çıkan en mühim dava, teknolojik değişmedir. Avrupa’da sanayi inkılâbı dediğimiz hadisenin ortaya çıkışı, İngiltere ve arkasından kuzey ülkeleri gibi Sanayi İnkılâbı’nın yerleştiği ülkeler, diğerlerine hâkim bir kuvvet elde ettikleri için diğer ülkeler bu inkılâbı başarmış olan memleketlere özenti duymaktadır. Modernleşmenin yani teknolojik inkılâbın gelişinde sosyal müesseselerin nasıl bir mahiyet alacağı meselesi uzun görüşülmüştür.
Şu hâlde en büyük meselelerden birisi hangi tip değişmenin neyi doğurduğu davasıdır. Yani teknoloji sahasındaki gelişme manevi kültür sahasındaki değişmeyi nasıl bir münasebetle yapacak, insanlar manevî kültürlerini memleketlerinin teknolojik organizasyonuna hâkim kılabilecekler midir? Memleketin teknolojik seviyeye ulaşması ister istemez bazı manevî değişmelere yol açar mı? Bu çok umumi bir problem olduğu için daima münakaşaya, spekülasyona açıktır. Nitekim şimdiye kadar bu mevzuda en ciddi ilmi tahlillerden en cesur çıkışlara kadar birçok fikir ortaya atılmıştır. Bugün karşımızda mevcut olan pek çok sosyal teorinin birçok ideolojik hareketin tahlili yapılınca bu meseleye icra edildiğini görürüz.
Bir cemiyet hangi şartlar altında değişiyor? Malum olan birkaç hal tarzı var. Mesela Marx’ın getirdiği çözüm ve onun karşısında Weber’in getirdiği çözüm ve bunların etrafındaki diğer fikirler. Hepsinin aradığı şey sosyal değişmenin dayandığı esasları bulabilmektir. Marx istihsal tekniklerindeki değişmenin bütün manevi kültürü tayin edeceğini ve orada bir değişme yapıldığı takdirde cemiyete istenilen istikametin verilebileceğini söylüyor onun teorisini teşkil eden iddialar aynı esas noktayı dolduran eklentilerdir. Marx ortadaki problemi bir bakış noktasından görüyor, sonradan bu açıyı sağlamlaştırmak için başka sahalara ait esaslar koyuyor: Gelişme merhaleleri, iptidaî komünizmden kapitalizme kadar gidiş vesaire. Aslında bunların hepsi kendi yaşadığı devre göre cemiyette meydana gelen süratli değişmenin yarattığı intibalardır. Burada iki esas nokta var, birincisi:
Teknolojinin büyük bir hızla gelişmesi mevcut sosyal nizamı temelinden sarsıyor. İkincisi: Bununla birlikte ortaya sefil kitleler çıkıyor ve zaman içerisinde büyük huzursuzluklar doğuyor. İşte Ziya Gökalp nasıl İkinci Meşrutiyet başında kültür ve medeniyet kavramlarını, bir teori ortaya atarak, pratik bir yolla izah ederek Türkiye’yi kurtarmak istemişse, Marx’ın........
