menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Ramazan aynasında kendimizi görebilecek miyiz?

35 20
21.02.2026

“Sizden öncekilere farz kılındığı gibi oruç size de farz kılındı…”

Her Ramazan bu ayet yeniden iner hayatımıza. Sadece bir hüküm olarak değil, bir hatırlatma olarak. Yalnızca bir ibadet çağrısı değil, bir aidiyet daveti olarak. Bizi geçmişe, bizden öncekilere; çöllerde, şehirlerde, dağ köylerinde, saray avlularında oruç tutmuş müminlere bağlayan görünmez bir ip gibi uzanır zamanın içinden. Ramazan gelince, insan kendi takviminden çıkıp başka bir zamana girer. Saatler aynı saatlerdir ama zaman başka bir zamandır artık. Aynı şehirde yaşarız ama başka bir iklimde soluk alırız.

Ramazan aylardan bir ay değildir yalnızca; bir kimliktir, bir bağdır, bir akrabalıktır.

Hayat bizi bölüyor. Mesleklerimiz, unvanlarımız, sınıfsal konumlarımız, ideolojik saflaşmalarımız, etnik ve kültürel kökenlerimiz… Hepimiz kendi küçük evrenlerimizde, kendi gündemlerimizin gürültüsü içinde yaşıyoruz. Aramızda görünmez duvarlar var. Aynı sokakta, aynı apartmanda, hatta aynı evde oturup birbirimize yabancı kalabiliyoruz. Aynı ülkede yaşayıp birbirimize yabancı iklimleri, farklı havaları soluklayabiliyoruz, birbirimize dünyalar kadar uzak kalabiliyoruz.

Ramazan geldiğinde bu duvarlar en azından bilinç düzeyinde incelir. Zengin de acıkır, yoksul da. Yönetici de susar, işçi de. Şehirli de iftar saatini bekler, köylü de. Kadın, erkek, genç, yaşlı… Hepimiz aynı vakti kollayarak teneffüs ederiz. Aynı ezanı dinler, aynı suyu içer, aynı hurmayı paylaşırız.

Emsalsiz bir eşitlik tecrübesi yaşanır her yerde. Siyasi eşitlik değil bu; hukuki eşitlik de değil. Kullukta eşitlik, varlıkta eşitlik, Allah’a ait olma hakikatinin tecellisi karşısındaki eşitlik, o tecelliye muhatap olma konusundaki eşitlik.

Oruç, insanın kendi bedenine karşı verdiği en sessiz ama en esaslı mücadeledir. Açlık ve susuzluk, biyolojik komutlardır. Beden “ye” der, “iç” der, “istediğini yap” der. Oruç ise “dur” der. Bu “dur” komutunu hissedebilmek, bunu irade edebilmek insanı hayvandan ayıran çizgidir. İçerden gelen biyolojik komuta direnebilme kudreti… İrade burada başlar.

Bugün her şey hız ve haz üzerine kurulu. Tüket, yetiş, yetiştir, kaçırma, dene, tat, harca… Reklamların dili, piyasanın dili, ekranların dili hep aynı şeyi söylüyor: “İste ve hemen sahip ol.”........

© Yeni Şafak