Ateşkesin parçalanmış haritası: İran’da sükûnet, Lübnan’da kıyamet, ABD’de hezimet
Ortadoğu’da son kırk gün içinde yaşananlar, artık savaşlarda sadece askerî mühimmatın değil, anlamların, kavramların ve diplomatik imkânların da birer mühimmat gibi harcanıp tüketildiğini gösteriyor. “Ateşkes” denilen şeyin bile artık barışı değil, savaşın yeniden düzenlenmesini ifade ettiği bir dönemdeyiz.
İran ile ABD arasında sağlanan ateşkes, ilk anda küresel bir felaketin eşiğinden dönüldüğü izlenimini verdi. Ancak aynı saatlerde Lübnan semalarında başlayan bombardıman, bu ateşkesin aslında kimin için ve ne kadar geçerli olduğunu bütün çıplaklığıyla ortaya koydu. Daha ilk anda anlaşıldı ki ortada bir ateşkes yoktu; sadece savaşın haritası yeniden çiziliyordu.
NE SAVAŞ ESKİ SAVAŞLARA BENZİYOR NE ATEŞKES NE DİL
Siyonist-ABD’nin İran’a saldırarak başlattıkları savaşın, konvansiyonel savaşlardan çok farklı olduğunu her safhasında görüyoruz. Ne savaş, bildiğimiz savaşlara benziyor; ne gerekçeleri, ne gidişatı ne de ateşkesi. Olabildiğince asimetrik bir savaşın, birkaç günde bile değil, birkaç saat içinde teknolojik olarak üstün güç lehine çözüleceği beklentisi —hatta iddiası— ile başladı. Ancak 40 günün sonunda, asimetrik dengenin zayıf tarafının nispeten basit ve zayıf silahlarının sanıldığından çok daha fazlasına kadir olduğu görüldü.
Basit ve ucuz silahlarla, çok ağır ve pahalı silahlara büyük zararlar verdirilebiliyor. Bunu Gazze’de de görmüştük. 500–1000 dolara mal edilen Yasin-105 roketleriyle, 5 milyon dolarlık Merkava tanklarının bertaraf edildiği savaşta esasen güçlü olan o roketler değil, onları taşıyan ve kullananların kalbi, inancı ve cesaretiydi. Teknolojinin her şeyi belirlediği zannedilen günümüz savaşlarında bu faktörün tamamen yok edilememiş olduğu bir kez daha ortaya çıkmış oldu.
YANLIŞ HESAPLAR OLMASA SAVAŞLAR NE KOLAY KAZANILIR
İran’a yönelik savaşta da askerî üstünlüğün, İran halkını zaten bıkmış oldukları rejimden kısa sürede koparıp savaşın sonucunu belirleyeceği düşünüldü. Tam tersi oldu. 47 yıllık rejimden bıkmış olan halk, ABD-İsrail saldırıları karşısında kenetlenerek hiç beklenmeyen bir tepki verdi. Savaşlarda yanlış tahminler ve hatalı sosyolojik okumaların yanılttığı ilk ordu ABD ordusu değil. Esasen bir kez saldırmayı kafaya koyan güç, o andan itibaren yalnızca kendi saldırganlığını onaylayacak sosyolojik........
