menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Allah’ın bütün dillere açık hakikatini bir dile hapsetmek

73 0
24.10.2026

Allah’ın bütün dillere açık hakikatini bir dile hapsetmek

Kadim demde Hatem olan Kelamın gönülde açılması hususunda Türkçeye atfettiği aşırı imtiyaz dolayısıyla yazdığım yazıya gelen bazı tepkiler hem sözlerimi biraz daha açmaya hem de eksik kalanı tamamlamaya fırsat veriyor.

Her iki yazıda felsefeci Yalçın Koç’un Türkçeye atfettiği metafizik ayrıcalığın, 1930’ların Güneş-Dil Teorisi’nin ağır bir felsefi terminolojiyle yeniden üretilmesini hatırlattığını söylemiştim. Birinde Türkçe bütün dillerin kökenine yerleştiriliyordu, diğerinde ise ilahi hakikatin açılmasına özel bir yatkınlıkla donatılıyor. Ama doğrusu ikisinin aynı olmadığının altını da özellikle çizmiştim. Yani Koç’un Türkçeyi bütün dillerin anası saydığını söylemedim bilakis Güneş-Dil Teorisi ile Koç’un yaklaşımının aynı olmadığını yazdım; benzerliğe, Türkçeye başka diller karşısında bilimsel olarak gösterilmemiş bir üstünlük atfedilmesine işaret ettim. Yoksa iki yaklaşımın tarihsel ve düşünsel kaynakları elbette farklı. Ancak ikisinde de Türkçeye, başka dillerle karşılaştırılarak kanıtlanmamış bir üstünlük atfediliyor.

Bugün meselenin çok daha önemli bir boyutuna değinmek istiyorum: İslam›ın evrensel hakikat anlayışı karşısında böyle bir dilsel ayrıcalık iddiasının anlamı nedir?

İlk bakışta etkileyici, hatta tasavvufi çağrışımlarla yüklü bir cümle. Ama ya diğer dillerde doğan insanların suçu ne? İlahi adalet açısından bir sorun oluşturmuyor mu bu? Buna hemen Türkçeye atfedilen bir özelliği yok saydığımız anlaşılmasın. Aksine Allah’ın kelamı Türkçede anlaşılabilir, ama başka dillerde de anlaşılmasını muhal görmek ne demek? İlahi hakikat Türkçe konuşan insanların gönlünde karşılık bulabilir demekse, bunu ispatlamak için fazla ikna çabasına gerek bile yok. Elbette öyledir. Yunus Emre’nin şiirleri, Türkçe tasavvuf edebiyatı, asırlardır Türkçe konuşan Müslümanların dinî tecrübeleri bunun en güzel örnekleridir.

Ama Türkçenin ilahi hakikatin açılması bakımından diğer dillerden farklı, ayrıcalıklı bir cevhere sahip olduğu iddiası karşısında durup çok ciddi sorular sormamız gerekiyor. Her şeyden önce Kur’an-ı Kerim’in dil anlayışı buna ne diyor?

Kur’an, insanların farklı diller konuşmasını ilahi yaratılışın bir ayeti olarak sunuyor (Rûm, 30/22). Bir dili diğerinin üzerine yerleştirmiyor. Dil farklılığını aşılması gereken bir eksiklik değil, yaratılışın anlamlı bir tezahürü olarak gösteriyor.

Daha da önemlisi, “Biz her peygamberi ancak kendi kavminin diliyle gönderdik ki onlara açıkça anlatsın” diyor (İbrahim Suresi). İlahi mesajın anlaşılması için kavimlerin kendi dilleri esas alınıyor. Her toplumun dili, Allah›ın hitabını anlamaya elverişli bir vasıta olarak kabul ediliyor.

Üstelik İslam›ın son vahyi Arapça indirilmiştir. Kur›an bunu özellikle vurgular: “Apaçık Arapça bir dil ile” (Şuarâ, 26/195) ve gerekçesi de birçok yerde daha açık anlaşılsın diye de ilave edilir.

Arapça, Kur’an’ın asli dilidir. Kur’an’ın lafzı, tilaveti, anlam incelikleri ve tefsir geleneği bakımından vazgeçilmez bir yere sahiptir. Ama buradan bile Arapların diğer milletlerden üstün olduğu veya Arapça dışında ilahi hakikatin anlaşılamayacağı sonucu çıkmaz.

Aslında söyleşinin bir yerinde Koç’un kullandığı ifadeler tam da Güneş-Dil’in arkasındaki etnosentrik motivasyonu daha da çağrıştırdığı için sonraki her şeyi de........

© Yeni Şafak