Bir Kudüs çağrısı
Yıllar evvel, Mescid-i Aksâ’nın avlusunda bir Filistinli büyüğümüzle sohbet ediyorduk. Daha önce kendisi Türkiye’yi ziyaret ettiğinden, önce İstanbul ve diğer şehirlerdeki hatıralarından söz açıldı. Bizi ve ülkemizi çok sevdiği, her cümleyi sevinç ve heyecanla kuruşundan anlaşılıyordu. Sonra mevzu, Türkiye’den Kudüs’e düzenlenen turlara geldi. Bu konuda, benim daha önce dikkatimi çekmeyen bir detaya parmak bastı: “Sizler, cuma namazını Mescid-i Aksâ’da kılmayı çok önemsiyorsunuz, haklısınız. Fakat diğer günler buralar bomboş. Niçin Kudüs ziyaretlerinizi pazartesi ve diğer günleri de kapsayacak biçimde düzenlemiyorsunuz? Hafta sonu tatilinizi değerlendirmek istiyorsunuz, anlıyorum. Lakin buraya gelişlerinizin esas amacı, şehrin sokaklarını ve Aksâ’nın saflarını doldurmak olmalı. Üstelik, cumartesi-pazar dışında diğer günlerde geldiğinizde uçak biletlerinden otellere, her şey daha ekonomik. Bunu dikkate alın lütfen…”
Doğrusu, bu Filistinli büyüğümüzle konuşuncaya kadar, meselenin bu yönünün farkında değildim. Mescid-i Aksâ’da cuma namazı kılmak, evet güzel ve anlamlı bir motivasyondu. Hele daha önce Mekke ve Medine de ziyaret edilmişse, listeye Kudüs’ü ekleyerek “Üç Mescit”te cuma namazı kılmış olmak insanımıza önemli geliyordu. Bunu gayet doğal buluyordum. Fakat, Kudüslü büyüğümüz, şehirdeki acil bir ihtiyaçtan söz ediyordu: İnsan ve cemaat gerekiyordu Kudüs’e, hem de........
