Erol Deran bize neyi hatırlattı?
Dün (pazar günü), Cumhurbaşkanlığı Klâsik Türk Müziği Korosunun sezon sonu konserine iştirâk ettim. Merhûm Dr. Nezâd Atlığ’ın kurup senelerce şefliğini yaptığı bir topluluk bu. Şimdilerde, artık sanatının olgunluk devrini idrâk eden Mehmet Güntekin’in idâresi altında hizmetlerine devâm ediyor.
Konser, Şedarabân makâmındaki muhteşem klâsik takımın icrâsıyla başladı. Ama bu konserin en ehemmiyetli tarafı, misâfir sanatkâr olarak Kanûnî Erol Deran Beyefendi’nin bir solosuna yer verecek olmasıydı.. Takım icrâ edildikten sonra, ikinci bölümün başında sahneye Erol Deran Beyefendi çıkacaktı.
Meraklıların, 1950-2000 arasında mûsıkî târihimize mührünü vuran bir sanatkârlar topluluğunun varlığından haberdâr olduğunu düşünüyorum. İçine ses ve saz dünyâsının parlak isimlerini alan Altın Nesil olarak gördüğüm bir nesildir bu. Meselenin sâdece saz (enstrüman) tarafını dikkate aldığımızda, bu neslin çok husûsî bir başka dâiresinden bahsetmek elzem oluyor. Ben onlara Türk Beşleri diyorum. Esâsen “Türk Beşleri” sıfatı, Türkiye’de Batı Müziği ile iştigâl eden bir seri bestekârı akla getirir. Benim bu sıfata izdüşürdüğüm isimler ise, anlaşılacağı üzere Osmanlı-Türk Mûsıkisi cephesindendir.
Neyzenlerin Kutbu olarak kabûl edilen, benim de talebesi olmak şerefine nâil olduğum Niyâzî Sayın bunların başında gelir. Kutup sıfatı târihte, asırlar evvel yaşamış olan Osman Dede’den sonra ilk defâ Niyâzî Bey için kullanılmıştır. Mûsıkimizde derin tesirler doğurmuş, sayısız neyzen yetiştirmiş olan bu büyük sanatkârı çok yakın zamanda Rahmet-i Rahman’a uğurladık. Ardında her biri lirizmin zirvelerindeki nağmelerle yüklü sayısız kayıt bırakan kudretli Tanbûrî Necdet Yaşar; çok sayıda âleti ustalıkla icrâ eden, birçoklarının Tanbûrî Cemil Bey’in 20. asırdaki tezâhürü olarak selâmladıkları Kemençevî İhsan Özgen, bestekârlığı ve icrâlarıyla dinleyicilerini bugün bile büyülemeye devâm eden Ûdî Cinuçen Tanrıkorur bu Beşli’ye dâhil ettiğim diğer isimlerdir. Kânûnî Erol Deran ise bu Beşli’yi tamanlayan isimdir.
Bu isimler sâdece âletlerinde yakaladıkları üstün icrâlarıyla değil, çok taraflı artistik/entelektüel alâkalarıyla da temâyüz etmiştir. Mûsıkisine yüklediği derin tasavvuf kültürüyle Niyâzî Bey, sâdece bir neyzen değil, aynı zamanda kudretli bir ebrû, tespih ve fotoğraf........
