Eski tadı yok
Bir zamanlar lahmacun vardı. İnceydi, çıtırdı, hızlıydı. Üzerine biraz maydanoz serpilir, limon sıkılır, ikiye katlanır ve hiç düşünmeden büyük bir zevkle yenirdi. Kimse fotoğrafını çekip paylaşmazdı mesela çünkü mesele deneyim yaşamak değil, gerçekten acıkmış olmaktı. Fiyatı da öyleydi zaten; bir kahve parası, bir öğrenci kurtarıcısı, ay sonuna yaklaşırken insanı mahcup etmeyen küçük bir mutluluk.
Bugün ise ortalama fiyatı 149 lirayı geçmiş. Ve mesele yalnızca bir lahmacunun kaç liraya satıldığı meselesi değil insanların onu yerken artık aynı hissi yaşamıyor oluşu mesele. Aslında kimse hamurundan, tadından şikâyet etmiyor çünkü oraya gelene kadar dertler derya olmuş oluyor. Hayatın tadı ile lahmacunun da tadı değiştiğine ikna bir şekilde yola devam diyorlar. Greedflasyona, skimpflasyona ekmek bana bana diyorlar hem de.
Merkez ve ekonomi yönetimi sokağın nabzından çok uzak olduğu için pek bilmez hayatın içinden iktisat beklenti raporlarından önce taş fırınların önünde olgunlaşıyor. Hiçbir resmi istatistik, ince bir hamurun üzerindeki kıymanın yıllar içinde nasıl inceldiğini, limonun artık düşünülerek sıkıldığını ya da insanların sipariş vermeden önce menüye birkaç dakika fazla baktığını anlatamaz. Lahmacun bugün merkezin yıllardır kabul etmediği, görmezden geldiği maliyet enflasyonunun taş fırındaki vücut bulmuş hali bir bakıma. İçindeki kıyma döviz kurundan etkileniyor, un enerji maliyetinden, domates lojistikten, lahmacunun fiyatı ise kiradan ve personel giderlerinden. Masaya gelen şey aslında fındık lahmacundan öte bir şeye dönüşüyor. En düşük ortalama fiyatın Van’da yaklaşık 92 TL, en yüksek fiyatın ise Adana’da 322 TL seviyesinde olması; yalnızca maliyet farkını değil, gelir yapısını, tüketim alışkanlıklarını ve bölgesel fiyatlama davranışlarını da gösteriyor. Bir zamanlar halk ürünü olan çıtır lahmacunun bugün bazı şehirlerde premium tüketime dönüşmesi ekonomik........
