Coğrafya kaderdir, enflasyon keder
Makro göstergelerde kâğıt üzerinde iyileşme, mikro düzeyde sınırlı refah artışı ve algı düzeyinde belirgin bir kötümserlik. Türkiye ekonomisi, son dönemde çok katmanlı doğa olaylarını birlikte yaşıyor. Bir tarafta açıklanan veriler işler düzeliyor diyor, diğer tarafta vatandaşın günlük hayatı zorlaşmaya devam diyor. Bu yüzden rakamların anlattığı hikâye ile insanların yaşadığı gerçeklik arasındaki mesafe giderek açılmak zorunda kalıyor.
ASAL Araştırma’nın Nisan verileri de bu ironik tabloyu net bir şekilde ortaya koyuyor.
TÜNELİN UCUNDAKİ IŞIK MI, TREN Mİ?
Ekonomi yönetimi tünelin ucundaki ışığı işaret etse de, geçmişte yaşanan fiyat şokları ve güven kaybının etkisiyle toplumun büyük çoğunluğu o ışığı temkinle karşılıyor; hatta önemli bir kesim bunun üzerlerine doğru gelen yeni bir zam dalgası olabileceğinden şüphe ediyor. Araştırma verilerine göre:
* Toplumun d,5’i önümüzdeki 6 ay içinde ekonominin “kötüye gideceğine” inanıyor.
* “Her şey çok güzel olacak” diyen iyimserlerin oranı ise yalnızca &,5.
* Kalan %9,0 ise “Ben bu oyunu bozarım” diyemediği için fikri olmadığını belirtiyor.
Toplumun sadece dörtte birinin iyimserlik gösterebilmesi, dezenflasyon sürecinin rakamsal başarısının henüz bir güven çıpasına dönüşemediğini, aksine halkın geçmiş deneyimlerinden hareketle kendini savunma pozisyonuna aldığını kanıtlıyor. Ayrıca %9’luk kararsız kesimin sessizliği ile d,5’lik kitlenin karamsarlığı birleştiğinde, ekonomik istikrarın önündeki en büyük engelin yüksek fiyatlardan çok, zihinlerde yerleşen bu kronik güvensizlik olduğu gerçeği ortaya çıkıyor.
AYRILSAK DA BERABERİZ
Ekonomi politikaları ile vatandaş arasındaki duygusal bağ gittikçe toksik bir ilişkiye doğru........
