menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

‘Habis miras’…

136 0
25.04.2026

Ursula von der Leyen hanımın -malûm, kendisi AB Komisyonu Başkanı oluyor- ‘Avrupa kıtasını tamamlamayı başarmamız gerekiyor ki, Türk, Rus ya da Çin etkisi altına girmesin’ açıklamalarına “yerli Avrupacılar” dahi vahlandılar.

Yine de eleştirilerini, ‘patavatsızlık’ diyerek yumuşattılar ki, çok dövmeyelim. Ama Avrupa’nın Türkiye’ye dair bu cümleleri kurarken “aklından ve gönlünden geçeni” söyleyip söylemediğinde uzlaşmamız gerekiyor. Bir de, zamanlamasını manidar bulmak zorundayız. Çünkü hem Batı/Transatlantik içindeki çatlaklara hem de bizzat Avrupa içindeki kırıklara basıyor…

Leyen’in sözlerine Avrupa’dan da itirazlar duyduk. Mesela, AB Konseyi eski Başkanı Charles Michel dedi ki, “Sayın Leyen, Türkiye, NATO’nun önemli bir müttefiki, kilit güç ortağı, bir enerji koridoru, Avrupa’nın sınırında önemli bir savunma ortağı ve ciddi bir bölgesel güçtür. Avrupa, çifte standart uygulayarak güçlenemez”…

Aslında bu da Türkiye ile ilişkilerde “nelere baktıklarını” önceliyor ama neyse artık..

AB ve Avrupa’nın Türkiye’ye dair gerçek hissiyatları bunlar mıdır? On yıllar boyu süren AB maceramızda karşımızda hep bu mu vardı? Öyleyse, yeni dünya arayışlarında biz Avrupa’ya nasıl bakmalıyız?

Leyen’in açıklamasıyla paralel, kısa geçmişten tek örnekle bu tartışmayı bağlayabiliriz…

Josep Borrel’i hatırlıyor olmalıyız; AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi, yani AB Dışişleri Bakanı diyebiliriz, 2022 Ekim’inde dedi ki, “Avrupa güzel bir bahçedir, dünyanın geri kalanı ise jungle/vahşi bir orman”. Bu Leyen’in dünyaya ve bize bakışıyla birebir aynıdır…

“Bu genel bir değerlendirme, Leyen gibi özel olarak ülkeleri tasnif etmiyor” diyebilirsiniz. O da var; 2020 Avrupa Parlamentosu’nda yaptığı konuşma, “eski imparatorluklar geri gelmeye başladı. Bunlardan üçü Rusya, Çin ve Türkiye’dir.”

Türkiye-AB ilişkileri, Avrupa’nın Ankara’yı........

© Yeni Şafak