2027’de vatandaşın cebi rahatlayacak mı?
2027’de vatandaşın cebi rahatlayacak mı?
Bir bütçe trilyonlarla ifade edilebilir. Ancak vatandaşın bütçeye bakarken sorduğu soru çok daha basittir: Market alışverişim, kira giderim, elektrik faturam ve çocuklarımın geleceği nasıl etkilenecek?
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın TBMM Plan ve Bütçe Komisyonuna sunduğu 2027 yılı bütçesini “Dayanıklılık, Refah ve Dönüşüm Bütçesi” olarak tanımlaması, tam da bu sorular üzerinden değerlendirilmeyi hak ediyor. Çünkü ekonomi politikalarının başarısı yalnızca makroekonomik göstergelerde değil, vatandaşın günlük hayatında hissedilen iyileşmede karşılığını bulur.
REFAHIN ANAHTARI: ENFLASYON VE ALIM GÜCÜ
Bütçenin vatandaş açısından en önemli hedefi kuşkusuz enflasyonla mücadele. Eylül 2026 itibarıyla yüzde 29,7’ye gerileyen yıllık enflasyonun, 2026 sonunda yüzde 28,4’e, 2027 sonunda ise yüzde 21’e düşürülmesi hedefleniyor. Orta Vadeli Program, 2028’de yüzde 13,5 ve 2029’da yüzde 9 enflasyon öngörüyor.
Ancak enflasyonun düşmesi, fiyatların gerilemesi değil, artış hızının yavaşlaması demek. Dolayısıyla vatandaşın alım gücünün kalıcı biçimde yükselmesi, gelirlerinin fiyat artışlarından daha hızlı büyümesine bağlı. Refahın gerçek ölçüsü maaşımızın kaç lira olduğu değil, o maaşla ne kadar mal ve hizmet satın alabildiğimizdir.
Üstelik fiyat istikrarını yalnızca talebi sınırlayarak sağlamak mümkün değil. Gıda üretiminin artırılması, tedarik zincirlerinin iyileştirilmesi ve konut arzının genişletilmesi de enflasyonla mücadelenin ayrılmaz parçaları.
Nitekim 2027 bütçesinde sosyal konut finansmanına ayrılan 250 milyar lira ve İstanbul’da başlatılan 15 bin kiralık sosyal konut projesi, barınma maliyetlerini azaltmaya yönelik önemli adımlar. Konut arzının genişlemesi, kira enflasyonunun düşmesine katkı sağlayabilir.
Vatandaşın cebine doğrudan dokunan bir başka kalem ise........
