Kur’an Günlüğü -25. cüz-
“Kıyametin vaktini yalnızca O (Allah) bilir” (Fussilet 41/47). Hz. Muhammed (sav) dahi kıyametin vaktini bilmezken bu konuda tuhaf tahminlerde bulunmak, Kur’an’ın ifadesiyle “gayba taş atmak”tan başka bir şey değildir. Maalesef İslam tarihi boyunca kıyametin vakti konusunda spekülasyon üretmeye hevesli bazı kişiler çıkmıştır. Bunların bir kısmı meşhur kimselerdir. Bu kehanetlerin çoğuna göre kıyametin çoktan kopmuş olması gerekirdi. Hâsılı, bu konudaki spekülasyonlardan ve kehanetlerden uzak durmak, Kur’an’a imanın gereğidir.
“O’nun bilgisi olmadan ne bir meyve, tomurcuğundan çıkar ne de bir dişi hamile kalır veya yavrusunu doğurur” (Fussilet 41/47). Allah Teâlâ’nın sıfatlarından birisi el-Alîm’dir. O, zaman ile mukayyet olmaksızın her şeyi ezelî ilmi ile bilir. Kâinatta cereyan eden her şey O’nun bilgisi dahilindedir. O, geleceği de aynen şu anı bildiği gibi bilir. Şu hâlde bizim varlığımız, O’nun ilminde ezelî ve ebedîdir.
“Biz, insana nimet verdiğimizde insan, yüz çevirip uzaklaşır. Fakat onun başına bir sıkıntı gelmeyegörsün hemen uzun uzun yalvarıp yakarmaya başlar” (Fussilet 41/51). Dünya hayatında nimet de bir imtihandır musibet de. İnsanoğlu, çoğunlukla nimete mazhar olunca dünyaya yakınlaşır, Rabbinden ve O’na şükürden uzaklaşır. Nimeti görür de nimeti vereni görmez; nimete dalar da nimeti verenden kaçar. Şu hâlde O’na yakınlaştıran musibet, O’ndan uzaklaştıran nimetten yeğdir. Hakiki mümin içinse nimet de musibet de O’na........
