Bir ağabeyin ardından
Bir ağabeyin ardından
1997 yılının Ocak'ı. 21 yaşındayım. O ay ilk sayısı çıkan Hece Dergisi’nde şiirim yayınlanmış. Bu, Marmara İlahiyat Fakültesi’nde arkadaşlarımızla çıkardığımız Çetele ve Muhammet Çiftçi’nin çıkardığı Kaknüs Dergisi’nde yayınlanan bazı şiirlerimden sonra bana çok iyi gelmiş.
O yıllarda Ankara’da sık sık görüştüğüm sevgili Ömer Lekesiz ağabey bana dedi ki: “Madem İstanbul’dasın, sen Yedi İklim’e de gidip gelsene. Ali Haydar abinle, Hasan Aycın abinle, Osman Bayraktar abinle tanışırsın. Edebiyat ortamının içinde kalırsın.”
Kadıköy’de oturduğum eve 600-700 metre idi Yedi İklim’in bürosu. Bir cuma akşamı selam verip girdim Yedi İklim bürosuna. Ali Haydar Haksal abi masasında, Hasan Aycın, Recep Yumuk, Osman Bayraktar abiler orada. Birkaç genç öykücü, birkaç genç şair ve başkaları. Bir de Müstakim Haksal abi tabii. Şiirden, edebiyattan konuşuluyor. 28 Şubat’ın olmasına bir ay bile kalmamış, o yüzden Türkiye’nin politik atmosferi konuşuluyor. Anılar anlatılıyor. Şakalar yapılıyor. Çaylar, sigaralar içiliyor. Hele büronun da olduğu dükkânın ilk katının arkasındaki Ali Haydar Haksal kütüphanesi öyle böyle değil. Hatırı sayılır bir bibliyofil olan Ali Haydar abinin kütüphanesinde kaybolmak, unutulmak ve kendimi unutmak istiyorum.
Benim açımdan böyle bir ortamda nefes alıp........
