“Bir medeniyet çöküntüsünün yetimleri”
Tanpınar merhumun ‘Huzur’unda şöyle bir paragraf var: “Bak, kaç gündür İstanbul'da Üsküdar'da geziyoruz; sen Süleymaniye'de doğmuşsun, ben Aksaray'la Şehzade arasında küçük bir mahallede doğdum. Hepsinin insanlarını, içinde yaşadıkları şartları biliyoruz. Hepsi bir medeniyet çöküntüsünün yetimleridir. Bu insanlara yeni hayat şekilleri hazırlamadan evvel, onlara hayata tahammül etmek kudretini veren eskilerini bozmak neye yarar. Büyük ihtilâller bunu çok tecrübe etti. Netice olarak insanı çıplak bırakmaktan başka bir şeye yaramadı.”
Bu paragrafın içinden başlığa çektiğim “Bir medeniyet çöküntüsünün yetimleri” ifadesi ‘Huzur’un içindeki çok daha uzun, belki yazılsa ciltler tutacak bir başka huzursuz romanın şifresi gibi gelir hep bana. Roman diyorum ama belki şöyle söylemek daha yerinde olacak: Bu ifade bizim düşe kalka yaşadığımız son çileli asrın kederli hikayesi! Tanpınar üstadımızın büyük maharetle kurduğu bu cümlenin içini halen neyle dolduracağımızı bilemiyor ve onu içimizde sadece derin bir sızı olarak taşıyor olsak da bu acıklı hikaye bizim hikayemiz!
On yıllar boyunca, birilerinin kim olması gerektiğini bağırgan bir dille yüzüne söyleyip durduğu nice nesil gelip geçti bu topraklardan. Kendini bilmek derdini taşımaktan sürekli alıkonan ve........
