El emeğini, “hikâyesi” üzerinden değerlendirmek...
Olay, Ordu’da bir okulda yaşandı. Ben haberi Orduca isimli internet sitesinden okudum.
Mayıs ayı, özellikle dar gelirli aileler için mezuniyet balosunda kızlarının giyeceği kıyafetin sıkıntıları ile geçiyor her yıl. İlk okuldan mezun olanlar da liseden mezun olanlar da aşırı dekolte kıyafetler içinde “mezun” oluyorlar.
Kıyafetin arkadaşları tarafından takdir görmesi için hem marka bir ürün olması hem de dekoltesinin “cömert” olması gerekiyor.
Haberdeki Ordulu öğrenci, mezuniyet balosunda giymek üzere artık hayatta olmayan babasının anısını yaşatmak, onu yanında hissetmek için babasının eski gömleklerinden bir elbise diker. Diktiği elbiseyi mezuniyet balosunda giyince arkadaşlarının hakaretlerine maruz kalır.
Okul müdürü eline mikrofonu alır ve bu elbisenin hikâyesini anlatır.
Salon sessizliğe bürünür. Elbisenin “hikâyesi” bütün salonu derinden etkiler.
Salonu o kadar derinden etkilemiş olan nedir? El emeğine duyulan saygı mı?
Arkadaşlarına hakaret eden öğrencilerin el emeği ve göz nuruna dair bir fikirlerinin olduğunu sanmıyorum.
Okul eğitimi el emeği göz nuruna dair bir şey öğretmiyor. Oysa klasik terbiye el sanatlarını asla atlamaz. Padişahların hepsi sanat, zanaat ehlidir. II. Abdülhamit Han’ın yaptığı el emeği ayna çerçeveleri, dolaplar bütün teknolojik imkanlara rağmen herkesin yapamayacağı bir hüner barındırır.
El sanatları, el işleri erken yaşlardan itibaren çocuklara sabır ve sebatı öğretir. Bizim öğrencilik........
