Botokslu Cenaze Kime Ait (21) “Ben neyin içinde debeleniyorum...”
Botokslu Cenaze Kime Ait (21) “Ben neyin içinde debeleniyorum...”
Sanki bütün hislerim iptal olmuştu da şimdi yavaş yavaş ağır bir sisin altından çıkıyormuşum gibi parça parça kendime geliyordum. Eve gelir gelmez üst kata çıkmayı akıl etmeyişim, düşünme merkezimin sislenmesi ile alakalıydı belki de. Kafama geçirdikleri o şey. Neydi tarif et deseler tarif edemem. Öyle bir şeyin kafana takıldığına delil var mı deseler, yok. İyi de niye ben şimdi olağan şüpheliymişim de jürinin karşısına çıkmışım gibi onlar bana sormadan, onların bana sorabilecekleri sorulara dair cevap arıyor, cevap bulamadıkça biraz daha dibe düşüyorum. Bu sorular, zihnimin içinde gezinen sorular bana ait değil. Bana ait değilse bu sorular kimin tetikçiliğini yapıyor!?
Bir an önce üst kata çıkayım. Bir an öncesi mi kaldı ya hu!
Üst kata çıkayım çıkmasına da... İnşallah kapı kilitli değildir. Toplam kaç basamak var? En iyisi sayayım. Bir solukta kaç basamak çıkıyorum kendimi kontrol edeyim. Bir, iki, üç, dört beş... Yok böyle bir hamlık, sanki kalbim dışarı çıkacak. Benim hamlığımdan değil, basamakların mesafesinden. Merdiven ustası mı kaldı memlekette! Basamaklar hiç nizami değil. Oh üst basamağa varınca oturacağım.
Nihayet 16. basamağa eriştik. Bir Ahmet Haşim şiiri okumak vardı:
“Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden
Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak,
Ve bir zaman bakacaksın semaya ağlayarak...
Sular sarardı... Yüzün perde perde solmakta
Kızıl havaları seyret ki akşam olmakta...”
Bize bu şiiri lise çağında mı okutmuşlardı. Bir şey anlamış mıydık? Anladıysak ne anlamıştık acaba? Alpay’ın şarkısı dilimizde: Eylül’de gel. Edebiyattan ikmale kalmıştık çünkü.
Kapıyı açınca neler göreceğim acaba?
Hah işte zurnanın zırt dediği yer. Aklıma gelen başıma geldi. İnsan kapıyı niye kilitler. Pandemiden bu yana evimize misafir bile gelmiyor. Temizlik için gelen........
