menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Başka bir hayat ihtimali? Ya da ben neredeyim o nerede sorusunun zihni işgal edişi...

70 0
22.09.2026

Başka bir hayat ihtimali? Ya da ben neredeyim o nerede sorusunun zihni işgal edişi...

Mustafa Özel’in yıllarca roman okumaya perhizkar davranan, piyasa romanları ile hayatın özünü çıkaran klasik, modern klasik romanları aynı kefede tartmaya kalkan “muhafazakâr okumuşlar”ı roman okumaya davet eden cümlesi ile başlayalım. Her şey Kur’an’da vardır diyenlere karşılık şöyle diyor Mustafa Özel, İSAR’ın YouTube kanalında yaptığı söyleşide: “Her şey Kur’an’da olmaz. Kur’an’da ilkeler vardır. Gerçekler romanlarda, hakikat Kur’an’dadır.”

 “Gerçekler romandadır” cümlesi bu yazı için mihmandarımız olsun. Hangi gerçek, hangi roman diye sormayacaksınız umarım. Haftalardır salı günleri Tolstyoy’un Anna Karenina romanı üzerinden dünü ve günü birbirine bağlıyoruz.

 Anna Karenina romanını daha ziyade film uyarlamaları üzerinden “bilenler” romandaki her karakterin ne kadar güçlü olduğuna aşina değildir. Romana adını veren Anna esasında romanda fazla bir yer tutmaz.

 Bir okuyucu olarak Tolstoy’un Anna Karenina romanın ana karakterleri üzerinden bendenize armağan ettiği soru şu: “Kendi hayatımıza baktığımız mesafe nerede ve ne zaman başlar?”  Evet soru bir armağandır. Ne ki ahali seri üretim cevapların, hazırda tutulan reçetelerin peşindedir. Soru armağandır çünkü ancak sorularla kendimize gelir, sorularla bir merhale yukarı çıkabilmek için yola düşmüş oluruz. 

Armağan sorumuza geri dönecek olursak... Herkes kendi hayatına aynı mesafeden bakmaz. Üstelik hayatına kendi gözüyle bakabilenler çok azdır. Biz hem fizikî görüntümüzü hem de hayatımızın sahnesini başka gözlerden görürüz.

Kendi içimizde, kendi çevremizde, yani herkesin aşağı yukarı bizim gibi olduğu, bizimkine benzer hayatların içinde yaşayıp giderken kendi hayatımıza ne zaman “dışardan” bakarız? 

Yolculuklar, kendimizi dışımızdan ve içimizden aynı anda görebildiğimiz zamanlardır. Tabi akıllı telefonların hayatımıza girmediği dönemlerden bahsediyorum.

Kendini ve arkadaşını yakından tanımak için yolculuklar tavsiye edilir. Birisi hakkında fikir beyan edileceği zaman “Onunla hiç yolculuğumuz olmadı” cümlesi, “İçi ile dışını aynı zamanda ve mekânda göreceğim bir tecrübeye sahip değilim” anlamına gelir.

Ağır elemden, kederden, hastalıktan sonra seyahat tavsiye edilir. Bu, kişinin içinde biriktirdiklerini bir düzene sokması, kendisi ile arasına bir mesafe koymasını sağlar.

Yolculuklar bize “başka türlü” yaşanan, yaşanabilecek olan hayatların ihtimalini ve imkanını gösterir. Gündelik hayatın temposu ise kişinin kendine olan mesafesini muhafaza etmesini engeller.

Anna Karenina romanında Dolli, Levin’lerin köyünden Anna ile Vronski’nin yaşadığı köye atlı araba içinde dört saat süren yolculuğu esnasında kendisini görür. Başka türlü bir hayatının olabileceği ihtimalleri üzerinde şöyle bir gezinir.

Geçen salı Dolli üzerinden “anne yalnızlığı”nı dikkatinize sunmuştum. Hatırlayacaksınız yol boyunca köylü kadınlardan başlayarak gördüğü her hayat ona kendi hayatını hatırlatmış, köylü kadınların neşesini bile kıskanmıştı Dolli. Herkesin hayatına karşılık kendi hayatının sadece sorumluluklarla örülü olduğunu düşünerek başka bir hayat ihtimalinin hayaline sığınmıştı.

İnsan ne zaman başka bir hayat ihtimalinin hayali ile kendisini unutmayı dener? 

İnsanları mutsuz eden bedensel yükleri değildir. Özellikle kadınları tüketen emeğinin görünmezliği, “İyi ki varsın!” cümlesini hiç duymaması ya........

© Yeni Şafak