Kur’an’ı kitaplaştıran sahabe hadisleri niçin kitaplaştırmadı?
Kur’an’ı kitaplaştıran sahabe hadisleri niçin kitaplaştırmadı?
Hadis karşıtlarının gündemde tutmaya özen gösterdiği bir sorudur bu.
Hz. Ebû Bekr (r.a.) döneminde, özellikle Yemâme Savaşı’nda çok sayıda hafız sahabînin şehit olması üzerine Kur’an ayetlerinin iki kapak arasında toplanması bir zaruret olarak ortaya çıktı. Aksi halde Kur’an’ın unutulması söz konusu olabilirdi.
Peki aynı ihtimal hadisler hakkında da söz konusu değil miydi? Öyleyse Sahabe aynı endişeyi neden hadisler konusunda hissetmedi ve hadisleri bir kitapta toplamadı?
İlk bakışta makul görünen bu sorunun, meseleye biraz daha yakından bakınca kimi önemli noktaların gözden kaçırılması neticesi sorulduğu anlaşılacaktır. Şöyle ki:
Kur’an ile hadis arasında önemli bir farklılık vardır. Kendisiyle ibadet ediliyor olması sebebiyle ayetlerinin lafzının korunması bizzat Allah Teala tarafından garanti edilmiştir. Hadislerde ise sadece anlamın korunmuş olması yeterlidir. Bu sebeple hadislerin rivayetinde –haramı helal, yasağı serbest kılacak mahiyette olmamak şartıyla– manayla rivayete cevaz verilmiştir. (Bunu söylerken, Sahabe arasında hadis aktarımının Efendimiz’in (s.a.v.) ağzından çıkan lafızlarla yapılması gerektiği görüşünde olanlar bulunduğunu da unutmamak gerekir.)
Nitekim Ebû Sa’îd el-Hudrî (r.a.) şöyle demiştir: “On kişi Hz. Peygamber’in (s.a.v.) meclisinde bulunduğumuz ve hadis dinlediğimiz olurdu. Sonra O’ndan dinlediklerimizi naklederken iki kişi bile aynı lafızlarla nakletmezdi. Şu kadar ki, anlam aynı........
