Dünya dolardan uzaklaşırken Türkiye nereye bakıyor?
Bir soru ile başlayalım: Türkiye ekonomik olarak ne kadar bağımsızdır?
Bir ülke sürekli borçlanıyor, bütçesinin önemli bölümünü faize ayırıyor, özel sektörü yüksek finansman maliyetleri altında eziliyor ve üretmek için dahi dış finansmana ihtiyaç duyuyorsa ekonomik bağımsızlıktan ne kadar söz edilebilir? Borç yalnızca ekonomik bir mesele değildir; aynı zamanda egemenlik meselesidir. Çünkü borç alan, zamanla borç verenin şartlarını da dikkate almak zorunda kalır. Bugün dünyada yaşanan gelişmeleri de bu açıdan okumamız gerekiyor. İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan ekonomik düzen, dolar merkezli bir uluslararası finans sistemi meydana getirdi. Dünya Bankası, IMF ve uluslararası ticaretin önemli bölümünün dolar üzerinden yürütülmesi, ABD'ye yalnız ekonomik değil, siyasi bir güç de kazandırdı.
Prof. Dr. Haydar Baş bu sistemi yıllar önce farklı bir açıdan ele almıştı. ABD'nin en önemli güçlerinden birinin kendi parasını dünya parası hâline getirmesi olduğunu söylüyordu. Doların dünya ticaretinde ve rezervlerde kazandığı ayrıcalıklı konum sayesinde ABD'nin kendi parası üzerinden diğer ülkelerin üretim ve emeğine ulaşma imkânı elde ettiğine dikkat çekiyordu. Fakat Haydar Baş yalnızca teşhis koymadı, çözümünü de ortaya koydu: Millî paralarla ticaret. Millî Ekonomi Modeli'nin önemli tezlerinden biri, devletlerin birbirleriyle yaptıkları ticarette üçüncü bir ülkenin parasına mahkûm olmamalarıdır. Düşünün... Türkiye Rusya'dan bir ürün alıyor, Rusya Türkiye'den başka bir ürün alıyor. Peki, iki ülke arasındaki ticaret neden üçüncü bir devletin parası üzerinden yapılsın? İşte Millî Ekonomi Modeli'nin yıllar önce sorduğu temel sorulardan........
