Görünürde “Irak’tan çekilme”, derinde kirli senaryolar
ABD ordusunun Irak'tan resmi olarak çekilme takvimini işletmesi ve bunu bir "zafer" veya "sözün tutulması" olarak sunması, bölgesel siyasette köklü bir kırılmanın değil, yalnızca metot değişikliğinin göstergesidir.
ABD'nin tarihsel olarak stratejik varlık gösterdiği hiçbir coğrafyadan tamamen elini çekmediği gerçeği dikkate alındığında, Irak'taki bu askeri hareketlilik yeni bir dönemin habercisidir.
Başta ABD ve İsrail olmak üzere küresel ve bölgesel aktörler, doğrudan askeri müdahaleler ve yüksek maliyetli birlik konuşlandırmaları yerine; istihbarat ağları, vekil güçler ve yerel yönetim iş birlikleri üzerinden işleyen daha esnek ama bir o kadar da tehlikeli bir konsepti hayata geçirmektedir.
Askeri varlığın tasfiyesi ve istihbarat odaklı yeni konsept
ABD yönetimi tarafından Irak'taki askeri varlığın sonlandırılmasına ilişkin yapılan açıklamalar, ilk bakışta Washington'ın Orta Doğu'daki fiziki varlığını minimize ettiği izlenimini yaratmaktadır.
Ancak Savunma Bakanlığı (Pentagon) kanadından gelen beyanlar, askeri birliklerin çekilmesine rağmen eğitim, lojistik ve en önemlisi istihbarat desteğinin kesintisiz devam edeceğini açıkça ortaya koymaktadır.
Bu durum, ABD'nin bölgedeki varlığını sonlandırmadığını, aksine ordu odaklı görünür yapıyı geri plana çekerek operasyonel yükü yerel unsurlara ve istihbarat mekanizmalarına devrettiğini göstermektedir.
Söz konusu stratejik dönüşümün birkaç temel nedeni bulunmaktadır:
Maliyet ve kamuoyu baskısı: Doğrudan askeri varlık sürdürmenin getirdiği yüksek maddi külfet ve olası asker kayıplarının iç politikadaki olumsuz yansımalarını engellemek.
Doğrudan hedef olmaktan kaçınma: Amerikan ordusunun bölgedeki varlığının, anti-Amerikan odakların ve milis gruplarının........
