menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

ABD'nin yaptırım ikilemi ve İsrail'in güvenlik masalı

10 0
yesterday

Küresel diplomasinin ve bölgesel askeri gerilimlerin seyrini incelediğimizde, söylemler ile saha gerçekleri arasındaki makasın hiç olmadığı kadar açıldığı bir dönemden geçiyoruz.

Hürmüz Boğazı'ndaki deniz güvenliği tartışmalarından ABD'nin müttefiklerine yönelik ikincil yaptırım blöflerine, İsrail'in Suriye ve Lübnan hatlarındaki işgal politikalarına kadar geniş bir coğrafyada sergilenen yaklaşım, uluslararası hukukun keyfi kararlarla ikame edildiğini gösteriyor.

Bütün bu tablo, asıl tehdit kaynaklarının hedef saptırma stratejileriyle kendilerini nasıl birer "güvenlik mağduru" gibi sunduklarını net bir biçimde gözler önüne sermektedir.

ABD'nin "Hürmüz'de mayın kalmadı" tuzağı

Washington yönetiminin "Hürmüz'de mayın kalmadı, geçişler güvenli" yönündeki beyanları, sahada askeri riskleri bizzat üstlenmek yerine sivil ticari gemileri öne süren bir taktiğe dayanmaktadır.

ABD, kendi donanma unsurlarını riskli sulara sokmayıp üçüncü ülke tankerlerini boğaza yönlendirerek olası bir patlamada veya saldırıda suçu derhal Tahran'a atmayı amaçlayan bir mantık gütmektedir.

Oysa İran tarafının başından itibaren koyduğu tavır son derece nettir: Bölgedeki seyrüsefer güvenliği, bölge ülkelerinin koordinasyonuyla sağlanmak zorundadır. 

İran'ın yeni bir müzakere sürecine ihtiyacı olmadığını vurgulaması ve Pakistan aracılığıyla ilettiği mesaj, meselenin diplomatik zeminini hatırlatmaktadır. 

Bizzat Trump'ın Farsça metnine imza attığı 14 maddelik İslamabad Mutabakatı, sorunun çözümü için........

© Yeni Mesaj