Göreliliği anlamak-6: Newton’un içine sinmeyen cevap
Bir elma dalından kopar ve yere düşer. Hikâyenin bu kadarını herkes bilir. Kimsenin anlatmadığı kısım ise şudur: Newton'un dehası elmanın düştüğünü fark etmek değil, Ay'ın da düşüyor olduğunu fark etmekti.
Ay, Dünya'nın etrafında dönerken aslında sürekli bize doğru düşmektedir. Hoppala ne demek istiyorsun, bize hiç böyle anlatmamışlardı diyeceksiniz. Ama aynı anda yanlamasına da hızla ilerlediği için, düştükçe Dünya'nın kavisi altından kayar ve bir türlü yere çakılamaz. Yörünge dediğimiz şey, hiç varamayan bir düşüştür.
Newton bunu tek bir yasaya bağladı: iki kütle birbirini, kütlelerinin çarpımıyla doğru, aralarındaki mesafenin karesiyle ters orantılı bir kuvvetle çeker. Bu yasa gezegenleri, gelgitleri, kuyruklu yıldızları, topların menzilini açıkladı. İki yüz yıl boyunca hiçbir gözlem onu yenemedi.
Ama Newton'un kendisi bu yasadan memnun değildi. "Hiçbir aklıselim insan buna inanamaz" diyordu. Newton'un rahatsızlığı şuydu: yasası, çekimin ne kadar olduğunu söylüyordu; ama nasıl olduğunu söylemiyordu.
Güneş ile Dünya arasında 150 milyon kilometrelik bir boşluk vardır. Ne bir ip vardır, ne bir çubuk, ne bir kanca. Peki Güneş bizi neyle tutuyor? Boşluktan geçen, hiçbir aracı kullanmayan, üstelik anında etki eden bir kuvvet... Bu, büyüye benziyordu.
Newton, 1693'te ilahiyatçı Richard Bentley'e yazdığı mektupta bunu itiraf etti: bir cismin, boşluğun ötesinden, aracısız biçimde başka bir cisme etki etmesi fikri ona öyle büyük bir saçmalık geliyordu ki, felsefe meselelerinde yetkin hiç kimsenin buna düşebileceğine inanmıyordu.
Kendi yasasının temelini saçma buluyordu. Ama elinde daha iyisi yoktu. "Ben hipotez uydurmam" dedi ve mekanizmayı geleceğe........
