Asabiyeyi yeniden kurmak: ortak mefkûre
Bir önceki yazımda ibn Haldun gözünden bir devletin çöküşünü ülkemiz üzerinden analiz etmiştik. Yazıda en ağır tablolardan birini ilk maddede görmüştük: asabiyenin (aidiyet) bozulması. Ülkemiz için tespitimiz şuydu. Asabiye dağılmamıştı; yön değiştirmişti. Düşman adres değiştirmiş, tehdit dışarıdan içeri taşınmış, kurumların hakemliği reddedilmiş, güven aile kalesine çekilmişti.
Şimdi asıl soruyu soralım: bir millet, birbirine dönen bu öfkesini nasıl yeniden aynı ufka döndürür?
Bence cevap tarihimizde duruyor: mefkûre.
Mefkûre kimlik değil, hedeftir. Atatürk bunu en açık biçimde söyler: "İsterseniz benim burada hedef dediğim şeyi siz milletin mefkûresi diye adlandırınız… Milletimizin hedefi, yani millî mefkûresi, bütün cihanda tam manasıyla medenî bir içtimaî heyet olmaktır."
Bu cümlenin taşıdığı sır şudur: mefkûre geriye değil ileriye bakmaktadır. Geçmişi tartışan toplum yerine, geleceği hedef göstermektedir. Kimin ne düşündüğünü değil, birlikte nereye gideceğimizi sorar. Ve tam da bu yüzden, birbirinden hoşlanmayan insanları bile aynı safta tutabilir. Yedi düvele karşı bir milleti ayağa kaldıran şey, ortak bir geçmiş yorumu değil, ortak bir hedefti. İstiklal...
O gün yapılabilen bugün de yapılabilir.
Millet, iradesiyle millet olur. Atatürk'ün tarifi nettir: Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir. Türklük burada bir soy kaydı değil, bu vatanı kuran ve savunan herkesi kapsayan bir onurdur. Prof. Dr. Haydar Baş Hocamız da aynı geniş çerçeveyi kurmuştur: Laz'ı, Çerkez'i, Süryani'si, Boşnak'ı, Arap'ı ve Kürt'üyle bu coğrafyanın tek milleti Türk milletidir. Bu, kimseyi silen bir tarif değil, herkesi içine alan bir çatıdır.
Hakkı teslim ederek başlamak gerekir. Güneydoğu'da Kürt kardeşlerimizin yaşadığı ihlaller olmuştur ve inkâr edilmesi kimseye fayda vermez. Ama gerçek olan bir şey daha var: bu mahrumiyet tek bir bölgeye mahsus değildir. Karadeniz'de, İç Anadolu'da, Trakya'da, göç etmiş, işsiz kalmış, çaresiz kalmış yüzbinlerce insanı olmuştur bu vatanın...
Prof. Dr.Haydar Baş'ın 2013'te yazdığı cümle bu yüzden hâlâ geçerlidir: "Bu hakları vermeyenlerle mücadele, devletle mücadeleye dönüşmemelidir." Hesap sorulacak yer bellidir; devletin kendisi değil, o hakları vermeyen zihniyettir. Devletini yıkarak hakkını alan hiçbir topluluk tarihte görülmemiştir; yıkılan devletin enkazı altında ilk kalanlar da hakkını arayanlar olmuştur.
Aslında kafamızı kaldırır dünyaya, coğrafyamıza bakarsak bizim ortak bir rakibimiz var. Haziran 2006'da ABD Silahlı Kuvvetler Dergisi'nde emekli Albay Ralph Peters'in "Kan Sınırları" başlıklı yazısı yayımlandı. Yazıya eklenen harita, Ortadoğu'nun sınırlarını yeniden çiziyor; İran, Irak, Suriye ve Türkiye topraklarından pay alan yeni bir yapı öneriyordu. Harita resmî bir Pentagon belgesi değildi — ama NATO........
