Türkiye’nin büyüme sorunu
Dünya ekonomisi 2026'nın son çeyreğine girerken savaşlara, enerji krizine, yüksek faizlere ve ticaret gerilimlerine rağmen büyümeye devam ediyor. Ancak ülkeler arasındaki büyüme farkları giderek daha önemli hâle geliyor.
Bu yazının ana kaynağını oluşturan, 11 Eylül 2026 tarihli The Conference Board Global Economic Outlook çalışması, 2010–2037 dönemini kapsayan uzun vadeli büyüme görünümünü ortaya koyuyor. Kurum, 2026'da küresel ekonominin dirençli kaldığını ancak 2027 için aşağı yönlü risklerin belirgin biçimde arttığını vurguluyor. Yapay zekâ yatırımları ABD ve bazı Asya ekonomilerini desteklerken Hindistan güçlü iç talebiyle, Avrupa'nın bazı bölgeleri ise ihracat ve imalatla büyümeyi sürdürmeye çalışıyor.
Türkiye açısından rapora yalnızca 2026 rakamları üzerinden bakmanın eksik olacağını düşünüyorum.
Asıl düşündürücü olan, 2010'dan bugüne uzanan eğilimdir.
Türkiye geçmişte gelişmekte olan ülkelerin karakteristiğine uygun biçimde daha yüksek büyüme oranlarına ulaşabiliyordu. Ancak uzun dönemli tabloya bakıldığında büyüme hızımızın giderek daha düşük seviyelere doğru yöneldiğini görüyoruz. Üstelik geleceğe ilişkin projeksiyonlar da eski yüksek büyüme dönemlerine güçlü bir dönüşe işaret etmiyor.
Bu önemli. Çünkü Türkiye henüz gelişmiş bir ekonomi değil.
Almanya'nın yüzde 1–2 büyümesiyle Türkiye'nin yüzde 2–3 büyümesi aynı anlama gelmez. Gelişmiş ülkeler yüksek kişi başına gelir ve büyük sermaye birikimi üzerine büyüyor. Türkiye ise kişi başına gelir farkını kapatmak, genç nüfusuna istihdam sağlamak ve teknolojik dönüşümünü tamamlamak zorunda.
Bu........
