IMF Türkiye raporunun ötesindeki gerçek
Uluslararası Para Fonu (IMF), Temmuz 2026 Dünya Ekonomik Görünüm Güncellemesi'nde Türkiye'nin 2026 yılı büyüme beklentisini yılın ikinci kez aşağı yönlü revize etti. Ocak ayında %4,2 olarak öngörülen büyüme tahmini önce %3,4'e, ardından %2,9'a düşürüldü. Benzer şekilde OECD ve Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD) da Türkiye'nin büyüme beklentilerini aşağı yönlü güncelledi. Gerekçeler arasında sıkı para politikası, yüksek finansman maliyetleri, zayıflayan iç talep ve küresel belirsizlikler yer aldı.
Bu haberler kamuoyunda geniş yankı buldu.
Ancak bence asıl konuşmamız gereken konu bu değil.
Çünkü Türkiye'nin meselesi yalnızca büyüme oranının yüzde kaç olduğu değildir.
Asıl mesele, büyümenin niteliğidir.
Büyümek ile kalkınmak aynı şey değildir
Gayrisafi Yurt İçi Hasıla (GSYH) büyüyebilir.
Sanayi üretimi artabilir.
İhracat rekorları kırılabilir.
Peki bütün bunlar vatandaşın cebine ne kadar yansıyor?
Asıl soru budur.
Bugün Türkiye'de büyüme rakamları ile toplumun hissettiği refah arasındaki makas giderek açılıyor.
Çünkü her büyüme, gerçek kalkınma anlamına gelmiyor.
İhracat artıyor ama neden zenginleşemiyoruz?
Türkiye uzun yıllardır ihracatını artırmaya çalışıyor.
Bu elbette olumlu bir gelişmedir.
Ancak gözden kaçan önemli bir gerçek var.
Türkiye'nin ihracatındaki yapısal sorun yalnızca miktarla ilgili değildir.
OECD'nin Trade in Value Added (TiVA) ülke notu, ihracat üretiminde ithal girdilerin hâlâ önemli bir paya sahip olduğunu göstermektedir. Aynı tablo, güncel dış ticaret verileriyle de doğrulanmaktadır.
2025 yılında Türkiye'nin ihracatı 273,4 milyar dolar, ithalatı ise 365,4 milyar dolar olarak gerçekleşmiş; dış ticaret açığı 92 milyar doların üzerine çıkmıştır. İhracat artmasına rağmen ithalatın daha hızlı artması, üretim yapısındaki dışa bağımlılığın devam ettiğini göstermektedir.
Daha dikkat çekici olan ise ithalatın niteliğidir.
2025 yılında Türkiye'nin toplam ithalatının yaklaşık h,4'ünü ara malları oluşturmuştur.
Başka bir ifadeyle Türkiye'nin ithalatının yaklaşık üçte ikisi üretim sürecinde kullanılan girdilerden oluşmaktadır.
Bu durum, ihracat yapabilmek için dahi yüksek oranda dış kaynaklı ara malına ihtiyaç duyduğumuzu göstermektedir.
Türkiye'nin ihracat yapısı incelendiğinde bu tablo daha net görülmektedir.
Bir otomobil ihraç ediyoruz.
Motorunun kritik parçalarının önemli bölümü ithal…
Elektronik sistemleri ithal…
Çipleri ithal…
Özel alaşımlı çelik ithal…
Kimyasal hammaddelerin önemli bir kısmı ithal…
Sonuçta ihracat rakamı büyüyor.
Ancak ihracatın oluşturduğu katma değerin önemli bir bölümü yurt dışında kalıyor.
Ekonomi literatüründe buna ithalata bağımlı ihracat denilmektedir.
Yani ihracat yapabilmek için önce ithalat yapmak zorunda........
