GSYH büyürken refah neden geriliyor? Ölçüm krizinin tarihsel arka planı
Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYH), modern iktisadın en güçlü göstergelerinden biri olarak yaklaşık bir asırdır kullanılmaktadır. Ulusal gelir muhasebesinin 1930'lu yıllarda kurumsallaşmasıyla birlikte GSYH, ekonomik performansın temel ölçütü hâline gelmiş; siyasal başarı anlatıları büyük ölçüde bu gösterge etrafında inşa edilmiştir. Ancak daha bu kavramın mimarlarından Simon Kuznets, GSYH'nin toplumsal refahı birebir yansıtamayacağı konusunda açık bir uyarıda bulunmuştur. Kuznets, ulusal gelirin "bir ulusun refahıyla kolayca karıştırılmaması gerektiğini" özellikle vurgulamıştır.
Buna rağmen II. Dünya Savaşı sonrasında hız kazanan kapitalist büyüme modeli, GSYH artışını neredeyse tek hedef hâline getirmiştir. Daha çok üretim, daha çok tüketim ve daha yüksek gelir; otomatik olarak daha iyi bir yaşam anlamına gelecektir varsayımı, uzun yıllar boyunca sorgulanmadan kabul edilmiştir. Ancak özellikle 1970'lerden itibaren biriken ampirik veriler, bu doğrusal ilişkinin zayıfladığını ve bazı durumlarda tamamen koptuğunu göstermeye başlamıştır.
Bu kırılmayı sistematik biçimde ortaya koyan çalışmalardan biri, iktisat literatüründe Easterlin Paradoksu olarak bilinir. Richard Easterlin'in araştırmaları, kişi başına düşen gelir belirli bir seviyeye ulaştıktan sonra toplumun genel mutluluk ve yaşam memnuniyeti düzeyinin artmadığını ortaya koymuştur. Başka bir ifadeyle, GSYH büyümeye devam ederken insan refahı durağanlaşmakta; hatta bazı dönemlerde gerilemektedir.
Bu eleştiriler, özellikle 2008 küresel finans krizinden sonra daha görünür hâle gelmiştir. Nobel ödüllü iktisatçılar Joseph Stiglitz ve Amartya Sen öncülüğünde hazırlanan Ekonomik Performans ve Sosyal İlerlemenin Ölçülmesi Komisyonu Raporu, GSYH merkezli bakışın yapısal sorunlarını net biçimde ortaya koymuştur. Raporda, GSYH'nin üretim hacmini ölçtüğü; ancak gelir dağılımı, çevresel sürdürülebilirlik, sosyal güvenlik ve yaşam kalitesi gibi unsurları dışarıda bıraktığı vurgulanmaktadır. Bu nedenle, ekonomik büyüme ile toplumun genel refahı arasında giderek artan bir kopukluk oluşmaktadır.
Bu teorik çerçeve, İnsani Gelişme Endeksi (HDI) gibi alternatif göstergelerin neden geliştirildiğini de açıklamaktadır. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP)........
