Betona değil üretime yatırım
Ekonomide yatırım denildiğinde çoğu zaman tek bir rakama bakıyoruz: Ne kadar yatırım yapıldı?
Oysa bundan daha önemli bir soru var:
Neye yatırım yaptık ve yaptığımız yatırım ülkenin gelecekteki üretim kapasitesini ne kadar artırdı?
OECD'nin Nisan 2026'da yayımladığı Foundations for Growth and Competitiveness 2026 raporunun Türkiye bölümünde dikkat çekici bir tespit bulunuyor. Rapora göre Türkiye'nin sabit yatırımları konut ağırlıklı bir yapıya sahip. OECD, son yıllarda verimliliği artırıcı varlıkların katkısının yükseldiğini de belirtiyor; ancak yatırım kompozisyonundaki konut ağırlığı hâlâ üzerinde durulması gereken bir mesele.
Aslında Türkiye'nin problemi yatırım yapmaması değil.
Yatırımın niteliği.
Her yatırım aynı sonucu doğurmaz
Türkiye'nin yatırım oranı düşük de değil. OECD'nin 2025 Türkiye Ekonomik İncelemesi'ne göre sabit sermaye oluşumunun GSYH'ye oranı 2022'de Avrupa ve OECD ortalamalarının yaklaşık yüzde 30 üzerindeydi. Buna rağmen OECD, yatırımların konut gibi görece düşük verimlilik sağlayan alanlara yöneldiğini belirtiyor. Fikrî mülkiyet ürünlerinin toplam sabit sermaye yatırımlarındaki payı ise son on yılda yaklaşık yüzde 10 iken Avrupa'da yaklaşık yüzde 20 düzeyindeydi.
Bu rakamlar önemli bir gerçeği gösteriyor:
Çok yatırım yapmakla üretken yatırım yapmak aynı şey değildir.
Bir ekonomide konuta yapılan yatırım ile yeni bir üretim hattına, makineye, teknolojiye, yazılıma, Ar-Ge'ye veya enerji altyapısına yapılan yatırımın uzun vadeli etkileri farklıdır.
Elbette burada "konut yapılmasın" demiyoruz.
Tam tersine, Türkiye'nin bugünkü şartlarında böyle bir yaklaşım gerçekçi de değildir.
Deprem konutları ve kentsel dönüşüm gerçeği
Türkiye bir deprem ülkesidir. 6 Şubat depremlerinin ardından yüz binlerce konutun yeniden yapılması zorunluluk haline gelmiştir. İstanbul başta olmak üzere birçok şehirde kentsel dönüşüm de ertelenemeyecek bir güvenlik meselesidir.
Dolayısıyla konut ve inşaat yatırımlarındaki artışın bir bölümünü bu olağanüstü şartlardan bağımsız değerlendiremeyiz.
Üstelik konut üretimi gerçek ekonomik faaliyettir. İnşaat sektörü istihdam oluşturur; demirden çimentoya, camdan mobilyaya kadar çok sayıda sektörü harekete geçirir. OECD de konut arzının yetersiz kalmasının fiyatları ve ekonomik hareketliliği olumsuz etkileyebileceğini vurguluyor.
Ancak burada önemli bir ekonomik ayrım yapmak zorundayız.
Depremde yıkılan bir konutun yeniden yapılması GSYH'ye ve yatırım rakamlarına pozitif katkı sağlar. Kentsel dönüşüm kapsamında eski bir binanın yıkılıp yeniden yapılması da ekonomik faaliyet........
