Takvaya açılan kapı: Zekât
Yüce Rabbimiz Kur’ân-ı Kerîm’de namaz ile zekâtı çoğu zaman birlikte zikrederek bu iki ibadetin ayrılmazlığını ortaya koymaktadır:
“Namazı kılın, zekâtı verin. Rükû edenlerle birlikte siz de rükû edin.” (Bakara, 2/43)
“Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin. Kendiniz için her ne iyilik yaparsanız, onu Allah katında bulursunuz. Şüphesiz Allah bütün yaptıklarınızı görür.” (Bakara, 2/110)
Zekât, yalnızca mali bir yükümlülük değil; kulluğun, teslimiyetin ve takvanın göstergesidir. Nitekim Rabbimiz, gerçek kulluğun vasıflarını sayarken şöyle buyurur:
“Onlar, Rablerinin rızasına ermek için sabreden, namazı dosdoğru kılan, kendilerine verdiğimiz rızıktan gizli ve açık olarak Allah için harcayan ve kötülüğü iyilikle savan kimselerdir. İşte onlar için dünya yurdunun güzel sonucu vardır.” (Ra’d, 13/22)
Peygamber Efendimiz (sav) ise zekâtı, İslâm’ın beş temel esasından biri olarak bildirmiştir:
“İslâm beş esas üzerine kurulmuştur: Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Resûlü olduğuna şahitlik etmek, namazı dosdoğru kılmak, zekât vermek, Kâbe’yi haccetmek ve Ramazan orucunu tutmak.” (Müslim, Îmân, 21)
Bu hadis, zekâtın bireysel bir tercih değil; dinin temel direklerinden biri olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
Zekât: Arınma ve Arındırma
Rabbimiz, Resûlü’ne hitaben şöyle buyurur:
“Onların........
