menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Öğrenciliğimiz Hiç Bitmiyor

27 0
29.08.2026

Önceki günlerde lise yıllarımda öğretmenim olan Prof. Dr. Ahmet Güzel Hocam ile bir sohbetin içinde buldum kendimi.

Yıllar önce sınıfında, doğudan göç etmiş ırk ayrımcılığına maruz kalmış ,arka sıralarda oturan bir öğrenciydim. Bugün ise yılların araya koyduğu mesafeye rağmen aynı masanın karşısında oturuyor; ülkenin, toplumun, gençlerin ve değişen dünyanın gündemi üzerine konuşuyorduk.

İnsan böyle anlarda zamanın ne garip bir şey olduğunu düşünüyor.

Bir zamanlar tahtanın karşısında öğretmenini dinleyen çocuk, yıllar sonra aynı insanın karşısında kendi düşüncelerini anlatırken buluyor kendisini. Fakat sohbet derinleştikçe anlıyorsunuz ki bazı insanların karşısında aradan ne kadar yıl geçerse geçsin öğrenciliğiniz devam ediyor.

Çünkü insanın yaşı ilerledikçe her şeyi öğrendiğini değil, aslında ne kadar az şey bildiğini anlaması gerekiyor.

Tecrübe biriktiriyoruz, kitaplar okuyoruz, düşünüyoruz, yazıyoruz, hayata dair birtakım kanaatler ediniyoruz. Sonra bir sohbet çıkıyor karşımıza ve yıllardır bildiğimizi zannettiğimiz dünyanın aslında ne kadar büyük, ne kadar derin ve ne kadar çok bilinmeyen taşıdığını yeniden fark ediyoruz.

Ahmet Hocam'la yaptığımız sohbet benim için biraz da böyleydi.

Yıllar önce öğrencisi olduğum bir hocadan, aradan bunca zaman geçmiş olmasına rağmen hâlâ yeni şeyler öğrenebilmenin hazzını yaşadım. Bu, insanın kendisini geliştirmesi kadar; kimlerden öğrenmesi gerektiğini bilmesinin de bir erdem olduğunu hatırlattı bana.

Belki de gerçek cehalet, hiçbir şey bilmemek değildir.

Asıl cehalet, bildiklerinin sana yettiğini zannetmektir.

Bugünün dünyasında bu mesele daha da önemli hâle geliyor.

Çünkü tarihin hiçbir döneminde bilgiye ulaşmak bugünkü kadar kolay olmadı. Bir telefonun ekranına dokunuyor, dünyanın öbür ucundaki bir bilgiye saniyeler içerisinde ulaşabiliyoruz. Kütüphaneler cebimize sığdı. Haberler, görüntüler, makaleler, kitaplar, tartışmalar ve milyonlarca veri birkaç parmak hareketiyle önümüze geliyor.

Fakat burada çağımızın en büyük paradokslarından biri ortaya çıkıyor:

Bilgi çoğaldıkça insan neden derinleşmiyor?

Belki de mesele bilgiye ulaşmak değil, ulaştığımız bilginin üzerinde durabilmek.

Çünkü bilgi insanı otomatik olarak şuurlu hâle getirmiyor.

Bir insan binlerce şey okuyabilir ama hiçbirini zihninde tartmayabilir. Her gün yüzlerce görüntü izleyebilir ama gördüklerinin hiçbirini........

© Yeni Meram