“Srebrenitsa’dan Melburn’a: Hayatta kalan çocuklar, Bosna’daki soykırımın hafızasını canlı tutuyor…”
Balkan Araştırmacı Gazetecilik Ağı BIRN’den Azem Kurtiç, “Srebrenitsa’dan Melburn’a: Hayatta kalan çocuklar, Bosna’daki soykırım hafızasını canlı tutuyor” diye yazıyor…
Azem Kurtiç’in 25.2.2026’da BIRN’de yer alan yazısını okurlarımız için özetle derleyip Türkçeleştirdik. Kurtiç, şöyle yazıyor:
*** Medina Cehiç, bir grup ergen çocukla birlikte tişörtlerine beyaz “Srebrenitsa Çiçekleri” iğnelenmiş şekilde Melburn sokaklarında yürüdüklerinde, yoldan geçenler bu grubun bir okul gezisi ya da bir gençlik kulübünün parçası olduğunu zannediyor. Aslına bakılacak olursa, öyledirler. Ancak gidecekleri yer bir müze ya da futbol maçı değil, tarihin ta kendisidir…
*** “Bu çocuklar burada doğdular. Tek bildikleri Avustralya’dır” diyor Cehiç. “Ancak ailelerimizin başına gelen şeyler, onların kimliğinin parçasıdır. Bunu da yalnızca sözcüklerle anlatamazsınız. Bunu görmeli, içinden geçmeli, hissetmelidirler…”
*** Cehiç, “Melburn’un Srebrenitsa Çocukları” örgütünün kurucularından birisidir. Bu örgüt, 1995’te Srebrenitsa’da yaşanmış olan soykırımın hafızasını korumak ve bunu evlatlarına ve daha geniş anlamda Avustralya kamuoyuna aktarmak maksadıyla Boşnak göçmenler tarafından kurulmuştu. Cehiç, yeğenleri Seneda Sulyagiç ve Edita Klanceviç’le birlikte savaş deneyimi ve onun üstleirne vuran uzun gölgesinden gelen bir kuşak. Her iki kadın da Bosna’nın doğusundaki Srebrenitsa kökenli. Her ikisinin da ailelerinde en yakınları 1995 yılı Temmuz ayları ortalarında sistematik biçimde öldürülmüş ve bu durum gerek yerel, gerekse uluslararası mahkemeler tarafından “Soykırım” olarak tanımlanmış.
*** Uzun yıllar boyunca, Srebrenitsa’nın 8 bin kurbanı arasında bulunan akrabalarının öldürülmesini anmak demek, her 11 Temmuz’da yapılan dini anma törenlerine katılmak anlamına geliyordu. Bu törenlerde Kuran okunuyor, çeşitli öyküler fısıldanıyordu. Her sene aynı yüzlerle karşılaşıyorlardı. Cehiç, “Farkettik ki ancak kendi kendimizle konuşuyorduk hep” diyor. “Her zaman yerel toplumun başkanı, analarımız, aynı polis şefi geliyordu oraya – daha geniş toplumdan birilerine ulaşamıyorduk” diyor.
*** “Şimdilerde bu anmaları yapılandırılmış biçimde yapmak üzere bilgimiz, eğitimimiz, niyetimiz ve olanaklarımız vardır” diyor Sulyagiç. Sulyagiç, 1988 yılında Bosna’nın doğusundaki Volyavika köyünde doğmuş. Bosna’da 1992’de savaş patlak verdiğinde, annesi, kardeşi ve ninesiyle birlikte önce Slovenya’ya, sonra da Almanya’ya gitmiş. Babası Sakip Sulyagiç geride kalmış iki dedesi ve diğer erkek akrabalarıyla birlikte. Tümü de Potoçari’deki Birleşmiş Milletler Barış Gücü askerlerinin gözü önünden alınıp götürülmüş – tümü de BM tarafından Srebrenitsa’daki “güvenli bölge” olarak ilan edilen yeri basıp geçen Boşnak Sırplar’dan kaçarak güvenlik arayışı içerisinde orada bulunmaktaymış.
*** “Avustralya’ya 2001’de geldik” diyor Sulyagiç. “Ancak Srebrenitsa, bizi hiçbir zaman terketmedi…” Cehiç ise 1991 yılında dünyaya gelmiş ve annesiyle babası nenesiyle dedesini ziyaret etmeye gittikleri zaman, henüz bir bebekken Almanya’ya götürülmüş. Savaş başlayınca aile Berlin’de kalmış, birkaç haftaya kadar evlerine döneceklerini hesaplıyorlarmış. Oysa evlerine hiç dönememişer. Dedesi Sırp kuvvetler kente girdiğinde, Temmuz 1995’te öldürülmüş. Her iki aile de Avustralya’ya göçmen olarak gelmişler, Melburn’un batı ve güneydoğu varoşlarına dağılmış vaziyette bulunan Boşnak göçmen topluluğuna katılmışlar. Bu insanlar için camiler, toplanma yeri olmuş: dua ediyorlarmış, dillerini konuşuyor ve karşılıklı dayanışma içinde bulunuyorlarmış. Çocuklar hızla İngilizce öğrenmiş. Ana babalar uzun saatler boyunca çalışıyormuş. Travmadan ise yüksek sesle söz eden yokmuş.
*** “Ailelerimiz hayatta kalma modundaydı” diyor Sulyagiç. “Masaya yiyecek birşeyler koymaya çalışıyorlardı, yeni bir sistemi öğrenmeye ve kaybettikleriyle başetmeye çalışıyorlardı. Yapılandırılmış hafıza ve tarihsel açıklamalara herhangi bir........
