Bu ülkede yaşamak?
Her son bir başlangıç mı?
Bu soruyu kendi kendimize soruyorsak, “kesin kafayı yedik!”
Yedik ya da yemedik; soruyorum; “Mesela ölüm bir son mu?
Veya çok daha kötüsünü sorayım; “ölüm en kötü şey mi?”
Peki çaresiz kalmak?Hiç bitmek bilmeyen acılar çekmek?
Avrupa’da bazı ülkelerde “ötenazi” var mesela!
Çaresiz kalan ve acı içinde olan insan, buna başvurabilir!
Nazım Hikmet’in dediği gibi, “… Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı, yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin, / hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil, / ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için, / yaşamak yanı ağır bastığından.
Yine oraya geldim!Sonrasında yaşam var mı?
Kimse görmedi!Kimse gidip de dönmedi!
Yahya Kemal Beyatlı ne demişti?“Artık demir almak günü gelmişse zamandan, / Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan…”
Bilgi kaynakları der ki; İslam, Hristiyanlık ve Yahudilikte ölüm bir son değildir.
Hinduizm ve Budizm gibi inançlarda ruh ölmez. Kendini geliştirene ve olgunlaşana kadar farklı bedenlerde tekrar tekrar dünyaya döner…
Din insanlarını, inananları kızdırmayalım; onlar öyle inanıyorsa, öyledir!
Haaa bilim ne der bu işe?
Bilim, ölümü beyin ve kalbin faaliyetlerinin kalıcı olarak durması şeklinde tanımlar…
Ve bilim, varsa “öteki tarafı” bilmediğinden; “ruhun, vücut dışında yaşadığını” kabul etmez!Kanıt ister!
Haydi bir miktar Elenizim yapalım!
Efendim, Antik Yunan filozofu Epikür (MÖ 341-270) insana ait arzuları üçe ayırır… Doğal ve zorunlu olanlar (su, ekmek), doğal ama zorunlu olmayanlar (lezzetli yemekler) ve doğal olmayanlar (şöhret, lüks).
Mutluluk için sadece doğal ve zorunlu olanlar yeterlidir.KKTC hariç!
Epikür, yaklaşık 2 bin 400 sene öncesinden bugünkü KKTC’yi öngöremediği için bence haksızdır çünkü bizde “doğal olmayan” arzular en yüksektedir!Ne yazık ki!
Haaa aynı Epikür “Ölüm........
