Kabileler Diyarı Kıbrıs ve Umudun Adı
Kıbrıs bir kez daha yanarken cemaatler bir kez daha yangına karşı birlikte koşamadılar. Biri diğerine “seninle cennete bile gitmem” dercesine uzaktan bakıyor. Yapılan yardım tekliflerini ya biri ya da öteki geri çeviriyor.
Ve bu acınası ahval her yangında tekrarlanıyor...
Çünkü kabileler böyle davranırlar. Birbirlerinin kapılarını çalmazlar. Zygmunt Bauman’ın söylediği gibi, “kabilelerin yaşadığı bir bölgede, taraflar karşılıklı olarak birbirlerinden kaçınırlar, birbirlerini ikna etmek gibi bir dertleri yoktur.”
“Biz” ve “onlar” arasındaki katı ayırım her koşulda korunur. Araya girip iletişim kurulması için çaba sarf edenler ise “tehdit” olarak görülür ve dışlanır.
Maalesef, kabilecilik konusunda yalnız değiliz! Ünlü yazar Amin Maalouf “bu mesele Doğu Akdeniz’in istisnasız tüm bölgelerinde geçerlidir” diyor ve devam ediyor: “İnsanlar etnik veya dinsel aidiyetlerine gönderme yapmaksızın yurttaşlık haklarını kullanamaz hale geldiklerinde, ulus bütünüyle barbarlık yoluna girmiş demektir. İnsan ve yurttaş olma niteliğinin her şeyin önünde gelmesi imkansızlaştığında, yurttaşlık ve onunla birlikte insanlık fikrinde bir arıza çıkmış demektir.”
Kıbrıs’ta biz bu bu “arızayı” yıllardan beri yaşıyoruz. Bu “arıza”, yurttaşlığı sadece din ve etniklik üzerinden tanımlayan ve “kendisinden” olmayanı dışlayan cemaatçi anlayıştan başka bir şey değildir.
Amin Maalouf bu olguyu yakından tanıyor. Çünkü doğup büyüdüğü ülke olan Lübnan da Kıbrıs gibi bu “arızadan” mustariptir. Hem Kıbrıs, hem de Lübnan, Maalouf’un sözleriyle “kendi cemaatlerinin üzerine çıkamayan, cemaat mantığının yükünden kurtulamayan” ve yurttaşlığı cemaat üyeliğiyle özdeşleştiren insanların diyarıdır. Böylesi bir anlayışın hüküm sürdüğü ülkelerde demokrasinin gelişmesi mümkün olmadığı gibi, etnik çatışma ve gerilimlere son vermek de imkansızdır.
“Lübnanlaşmak” mı Dediniz?
Son günlerde Türkiye’de “Lübnanlaşma” üzerine yoğun tartışmalar yapılmaktadır. Devlet........
© Yeni Düzen
