Veda edilen ve yeniden kavuşulanlar üzerine
Her yıl Gümüşlük Akademisi’nde yazılmış yazılarım vardır mutlaka. Akademi daha inşaat halindeyken başlamıştı bu serüven. Yalnızca geçen yıl gitmemiştim, bir önceki yıl da sadece iki gün ve Eylül ayında uğrayabilmiştim. Yine bir akademi sabahındayım, meşeli göl su sümbülleriyle karşımda, masanın yan tarafında oyunculuk, film çekimleri filan üzerine bir sohbet var, ara sıra dikkatimi çeliyor. Dün akşam yeni varmıştım ki Ahmet Telli’nin acı haberi geldi. Böyle anlarda ne yapacağımı bilemem, dilim ve kalbim bağlanır, ne söylesem yapay duruyormuş gibi gelir, başkalarına sunulacak hiçbir sözcük içimdeki ağıtı yansıtamaz. Art arta gelen kayıplar, yakınlardakilerin sağlık sorunlarına ilişkin sersemletici haberler hayatın yeni melodisini yükseltiyor. Ahmet Telli’nin kendi şiirlerini okuyan güzel sesi kulaklarımda, sayısız anıda dolanıyorum. Sıcacık, sevecen varlığının duygusu yanı başımda. Kendini güçlü bir biçimde hissettiren ama hiçbir ağırlık taşımayan öylesine narin, uçucu bir duruşu vardı onun. Hem çok zarifti hem de eleştirisini en güçlü biçimde ifade ederdi. Nasıl bir sevgi biriktirdiğini, şiirinin ne çok ateş yaktığını gözlemlemek bir teselli. Şiirlerindeki atmosfer Türkiye’nin bir dönemine tanıklık edenler için kalbi sızlatacak isabette. Asla gitmesin hep hayata dahil olsun isteyeceğin insanlar vardır ya onların şahıdır Ahmet Telli. Nasıl da........
