Bir sarayın başına gelebilecek en güzel şey
Bir zamanlar protokolün ve siyasal otoritenin mekânı olan bina, şimdi sanatın, sanatçının ve toplumun mekânına dönüşebilir.
İlk sergi açıldı.Gittim, gezdim, umutlandım.
Eski Cumhurbaşkanlığı Sarayı’ndan söz ediyorum.
İngiliz sömürge döneminden kalma bir bina…
Hani eski ismiyle hatırlansa da "Silihdar Kültür Sarayı” olsa mesela!
Kıbrıs İngiliz Kolonisi’nin amblemindeki iki aslan figürü hâlâ duruyor girişinde.
Aslında bina, yalnızca mimarisiyle değil, katmanlarıyla da Kıbrıs’ın yakın tarihini anlatıyor. Osmanlı’dan İngiliz sömürgesine, Kıbrıs Cumhuriyeti’nden Kıbrıs Türk yönetimine, federe devletten bugüne…
O nedenle burası bir kültür merkezine dönüşecekse, binanın kendi hikâyesini de görünür kılmak gerekiyor.
İnsan burayı gezerken yalnızca sanata değil, Kıbrıs’ın tarihine de bakabilmeli.
***Bina bir sergiyle yeniden açılmış: “Resmin Kamusal Hafızası.”
Kıbrıslı Türk bir ressamın bilinen ilk kişisel sergisi, 1949 yılında İsmet Vehit Güney tarafından açılmış. Kıbrıslı Türk ressamların ilk karma sergisi ise 1961 yılında Kıbrıs Arkeoloji Müzesi’nde…
Öyle yüzyıllar öncesine uzanmıyor hikâye.
Kurumsal hafızamız ise daha da genç, üstelik oldukça dağınık.
Sanat danışmanları Esra Plümer Bardak ve Derya Ulubatlı, iki aylık yoğun bir çalışmayla hazırlamış sergiyi.
Birlikte geziyoruz, konuşuyoruz.
Sergi tasarımının Güner Ersen’e ait olduğunu da hemen not düşelim.
Kolay değil yaptıkları.
Çünkü kaynaklara ulaşmak başlı başına mesele.
Bireysel hatıralar var, sanatçıların ya da ailelerinin sakladıkları var, özel arşivler ve koleksiyonlar var…
Ama bütün bunları sistematik biçimde bir araya getiren, araştıran, belgeleyen kapsamlı bir “Kıbrıs Türk Sanat Tarihi” külliyatımız yok örneğin.
İşte serginin belki de en önemli taraflarından biri burada ortaya çıkıyor.
Bitmiş bir tarih anlatmıyor.
Tam tersine, eksik olduğunu kabul eden bir hafıza çalışması öneriyor.
“Bu hikâyeyi birlikte tamamlayalım. Katkı sağlamak için bilgi ve belgelerinizi........
