Vitrindeki mutluluk, kalpteki haset: Yüzyılın vebası
Kapitalizmin sadece bir ekonomik model olduğunu sanıyorsak, büyük bir yanılgı içindeyiz. O, artık sofradaki ekmeğimizden ziyade, ruhumuzun derinliklerine sızan sinsi bir yaşam biçimi. Bizi maddi olarak belki “var” kılan ama manevi olarak yavaş yavaş “yok” eden, içten içe kemiren bir düzenek.
Son yüzyılın en büyük hastalığı ne kanser ne de viral salgınlar... Çağımızın vebası; “kanaatsizlik” ve onun gölgesinde büyüyen “haset”.
Eskiden "komşusu açken tok yatan bizden değildir" düsturuyla büyüyen bir medeniyetin çocuklarıydık. Şimdi ise "Komşumun arabası benimkinden modelse, ben niye huzursuz uyuyorum?" diyen bir nesle evrildik. Kapitalizmin bizi bitiren tarafı tam olarak bu: Bize sürekli eksik olduğumuzu fısıldaması.
Sistem bize, mutluluğun satın alınabilir bir meta olduğunu öğretti. Öyle bir illüzyon ki bu; üzerimizdeki kıyafetin markası, karakterimizin önüne geçer oldu. Marka........
