Aynı evde farklı diller konuşur olduk
Aynı çatının altında, aynı masanın etrafında oturuyoruz ama sanki her birimiz farklı bir coğrafyanın aksanıyla konuşuyoruz.
Birimiz ekranın baş döndürücü hızına yetişmeye çalışırken, parmaklarının ucunda akan bir dünyada anlık beğenilerle, kısacık videolarla, sembollerle derdini anlatmaya çalışıyor. Diğerimiz ise bir demlik çayın sükûnetinde, ağır demlenen sohbetin ve geçmişin dinginliğinde arıyor huzuru. Biri için zaman, kaydırılan bir ekran kadar hızlı; diğeri için zaman, çay bardağındaki buğunun ağır ağır süzülmesi kadar yavaş ve kıymetli.
Zamanın ruhu, evlerimizin koridorlarında sessizce farklı mevsimler estiriyor. Aynı odada yan yana dururken bile aramızda görünmez bir mesafe varmış gibi hissediyoruz. Aynı salonda, aynı koltukta oturuyoruz ama birimizin zihni dünyanın öbür ucundaki bir gündemde, diğerimizin kalbi ise evin içindeki küçük bir hatırada takılı kalıyor. Fiziken yan yanayız ama ruhen sanki farklı odalardayız.
Bu durumu hemen bir "kuşak çatışması" ya da aramıza örülmüş aşılmaz bir duvar olarak etiketleyip kestirip atmak en kolayı. "Gençler bizi anlamıyor, büyükler bize karışıyor" cümlesinin arkasına sığınmak en konforlu yol. Oysa hakikat, birbirimizden kopmuş olmamız değil; sadece kelimelerimizin ritmini ve frekansını kaybetmiş olmamızda saklı.
Aslında ne gençlik kopuk, ne de büyüklük baskıcı. Sadece lügatlerimiz değişti.........
