Eğitim kapısındaki tehlike
Türkiye artık sadece saldırgan çocuğu değil, onu o noktaya getiren ihmali, boşluğu ve sorumluluğu da tartışmak zorunda.
Ülke olarak son dönemde eğitim yuvalarına yönelen şiddet karşısında sarsılıyoruz. Çünkü okul dediğiniz yer, bir çocuğun hayata hazırlanacağı en güvenli alan olmak zorunda. Ama peş peşe gelen olaylar, o güven duygusunun ciddi biçimde yara aldığını gösteriyor.
Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde uzaklaştırıldığı okula av tüfeğiyle gelen, rastgele ateş açıp 16 kişiyi yaralayan 19 yaşındaki saldırganın ardından gelen tablo, başlı başına bir yıkımdı.
Ardından Kahramanmaraş’ta bir okulda yaşanan silahlı saldırı, meselenin artık münferit bir asayiş haberi gibi görülemeyeceğini bir kez daha ortaya koydu. Ortada sadece bireysel bir öfke patlaması yok. Ortada, zamanında görülmeyen işaretler, kurulmamış önleyici mekanizmalar ve ağır bir sorumluluk boşluğu var.
MESELE SADECE FAİL DEĞİL
Tam da bu nedenle tartışmayı yalnızca “çocuk suçlu mu, değil mi” dar alanına sıkıştırmak eksik kalıyor. Çünkü burada asıl soru, çocuğun o silaha nasıl ulaştığı, o iklime nasıl sürüklendiği, o eşiğe kadar nasıl geldiği. Bir başka ifadeyle mesele sadece suçun işlendiği an değil; o ana kadar kimlerin neyi yapmadığı.
Türkiye’de artık anne ve babaların da sorumluluğunun daha açık konuşulması gerekiyor. Bu, meseleyi kolaycı biçimde aileye yıkmak anlamına gelmiyor. Ama aileyi tümüyle denklem dışına çıkarmak da gerçeği inkâr etmek olur. Çocuğun eğitim hayatı belirleyici. Sosyal çevresi belirleyici. Evde gördüğü model belirleyici. Erişebildiği silah, maruz kaldığı ihmal, fark edilmeyen alarm işaretleri belirleyici. Devletin görevi, bunların hepsine birlikte bakabilen bir çerçeve kurmak.
CEZASIZLIK ALGISI VE KAMU VİCDANI
Adalet Bakanı Akın........
