menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İstanbul’un üzerine yağan yalnızca yağmur değildi!

55 0
20.10.2026

Bir şehir, yağmur altında kalabilir. Asıl mesele, insanlarını neden koruyamadığıdır.

İstanbul’da gökyüzü karardığında milyonlarca insanın aklından artık yalnızca şemsiye almak geçmiyor. Alt geçitleri, su basan yolları, taşan dereleri, bodrum katlarını ve bir anda felakete dönüşebilen sokakları düşünüyorlar.

Çünkü İstanbul’da yağmur, kimi zaman bir doğa olayından çok daha fazlasına dönüşüyor. Bir anda hayatı durduruyor, emeği sulara teslim ediyor, aileleri endişeye sürüklüyor ve geride cevabı kolay verilemeyen sorular bırakıyor.

Son sel felaketi de bu soruları yeniden önümüze koydu: Bu şehir gerçekten yaşanabilir bir geleceğe mi hazırlanıyor, yoksa her felaketin ardından bir sonraki felaketi mi bekliyor?

Yağmur yağınca ortaya çıkan gerçekler

Normal bir günde kalabalığıyla, trafiğiyle, telaşıyla yaşamaya devam eden İstanbul, şiddetli yağışla birlikte başka bir yüzünü gösteriyor. Yolların suyla dolması, araçların mahsur kalması, iş yerlerinin zarar görmesi ve insanların evlerine ulaşmakta zorlanması, kent hayatının ne kadar kırılgan olabileceğini hatırlatıyor.

Oysa modern şehircilik, yalnızca gündelik hayatı sürdürmek değildir. Şehircilik, olağanüstü koşullarda da insan hayatını koruyabilecek bir düzen kurmaktır.

Bir kentte gökdelenler yükselebilir, alışveriş merkezleri çoğalabilir, yeni yollar açılabilir. Ancak yağmur suyunun tahliyesi yeterince planlanmamışsa, doğal su yolları korunmamışsa ve riskli bölgelerde gerekli önlemler alınmamışsa bütün bu görüntülerin ardında ciddi bir kırılganlık saklıdır.

İşte sel felaketleri, çoğu zaman gündelik hayatın telaşı içinde görmediğimiz bu kırılganlığı gözler önüne serer.

Afetin yükünü kim taşıyor?

Bir selin herkesi aynı biçimde etkilediğini düşünmek büyük bir yanılgıdır.

Güvenli bir konutta yaşayan insanla bodrum katında oturan insanın riski aynı değildir. İş yerini birkaç gün kapatabilecek ekonomik güce sahip olanla günlük kazancıyla ailesini geçindiren esnafın kaybı bir değildir. Otomobili zarar gören varlıklı bir aileyle evindeki eşyaların tamamını kaybeden dar gelirli bir ailenin yeniden ayağa kalkma imkânları da eşit değildir.

Bu nedenle sel felaketlerini yalnızca meteorolojik verilerle değerlendiremeyiz. Afetlerin toplumsal sonuçlarını da konuşmak zorundayız.

Kentteki risklerin azaltılması, özellikle savunmasız kesimlerin korunmasıyla mümkündür. Güvenli konutlara erişim, altyapı yatırımları, etkili erken uyarı sistemleri ve afet sonrasında adil yardım mekanizmaları bu yüzden........

© Yeni Birlik