Ertelenen hayatlar
Hayatımızın en büyük alışkanlığı ne diye sorsalar, çoğumuz “yoğunluk” deriz. Oysa asıl cevabı pek dile getirmeyiz: Ertelemek.
Sürekli bir şeyleri erteliyoruz. Üstelik yalnızca işleri değil, hayatın kendisini.
Bir maili, bir ödevi, bir randevuyu ertelemek kolay. Ama biz bununla kalmıyoruz; konuşmaları, yüzleşmeleri, kararları, hatta mutluluğu bile erteliyoruz. İçimizden geçenleri söylemeyi, gitmemiz gereken yerden gitmeyi, bitmesi gerekeni bitirmeyi hep “daha sonra”ya bırakıyoruz.
Sanki önümüzde sınırsız bir zaman varmış gibi.
Diyete başlamak için pazartesiyi bekleyenleri düşünün.
Yeni bir hayata başlamak için ay başını…
Bir özrü dilemek için “doğru anı”…
Takvime gereğinden fazla anlam yüklüyoruz. Oysa sorun günlerde değil, cesarette. Pazartesi geldiğinde değişen tek şey tarih oluyor; biz yine aynı biziz.
İlişkilerde........
