32. Söz ve 23. Lem’a konuşunca, ehl-i dalâlet susar
DİZİ: BİLİM MASKELİ İLLÜZYON: HİLELİ HİPOTEZ VE SÖZDE TARAFSIZLIK-2
“O vakit şöylece şeytana karşı münazara başladı: Bîtarafâne muhakeme ise, taraf-ı muhâlifi iltizamdır, bîtaraflık değildir. Muvakkaten bir dinsizliktir. Çünkü, Kur’ân’a kelâm-ı beşer diye bakmak ve öyle muhakeme etmek, şıkk-ı muhâlifi esas tutmaktır, bâtılı iltizamdır; bîtarafâne değildir. Belki bâtıla tarafgirliktir.” Zira varlık ve yokluk, iman ve küfür gibi zıtlar arasında orta nokta yoktur. “Bir kere beşer kelâmı farz edilse, yani Arş’a bağlanan o muazzam pırlanta yere atılsa, bütün mıhların kuvvetinde ve çok bürhanların metanetinde bir tek bürhan lâzım ki onu yerden kaldırıp arş-ı manevîye çaksın—tâ küfrün zulümâtından kurtulup imanın envârına erişsin. Hâlbuki, buna muvaffak olmak pek güçtür. Onun için, senin desisen ile, şu zamanda bîtarafâne muhakeme sureti altında çokları imanlarını kaybediyorlar.”
Binlerce delil mıhıyla Arş-ı Âzam’a çakılmış bir pırlantayı “tarafsızlık” adına bir anlığına yere atarsanız, onu oradan kaldırmak için sökülen tüm o delillerin yekûnü kadar tek bir devâsâ kuvvete ihtiyaç duyarsınız. Modern materyalist felsefenin yaptığı, işte o inanç pırlantasını yere düşürtüp, insanı o ispat yükünün altında ezme projesidir.
Burada dikkat edilmesi gereken çok hayâtî bir ayrım vardır: “Bîtarafâne muhakeme” (tarafsız düşünme) eylemi, kimin tarafından yapıldığına göre tamamen zıt iki anlam taşır. İslâm’ı ve Kur’ân’ı dışarıdan araştıran gayr-i Müslim bir bilim insanı için, önyargılarından sıyrılarak meseleye “tarafsızca” yaklaşmak, büyük bir entelektüel çalışma ve terakkidir. Çünkü o kişi, bulunduğu inkâr çukurundan çıkarak hakikate doğru tarafsız bir zemine, yani sıfır noktasına yükselmektedir.
Fakat kalbinde iman nurunu taşıyan, kâinatın Hâlık’ını ve Kur’ân’ın hakkaniyetini tasdik etmiş bir Müslüman için durum, dehşet verici derecede farklıdır. Bir Müslümanın “bilimsellik” maskesi altında inancını zihninde askıya alıp, Kur’ân’ı “Acaba insan sözü olabilir mi?” diyerek şüphe masasına yatırması bir terakkî değil; düpedüz bir mânevî intihardır. Çünkü Müslüman zaten hakikatin makamındadır. Onu “tarafsızlık” adına sıfır noktasına indirmek, elindeki Arşî pırlantayı bizzat kendi elleriyle çamura atmak demektir. Dışarıdan gelen biri için “tarafsızlık” hakikate açılan bir kapı iken; içerideki bir mü’min için o kapıdan dışarı çıkmak, nurları kendi eliyle söndürmektir.
İspat yükünün iadesi: 23. Lem’a ve 32. Söz
Risale-i Nur, bize dayatılan bu hileli hipotezi reddeder ve derhal hikemî bir taarruza geçer. Tabiat Risalesi ile inkârcı felsefeyi köşeye sıkıştırırken, omuzlarına iade ettiği bu devâsâ “ispat yükünü” somutlaştırır ve........
