Orta Çağ İslam Filozofu: Farabi
“Ey arkadaş! Şimdi hayali baştan çıkar, aklı kafaya geçir. Evvelki iki yolun mağdub ve dâllîn yolu; hatarları pek çoktur, kıştır daim güz, yazı. Yüzde biri kurtulur: Eflâtun, Sokrat gibi.”2 Eflatun için hem kurtulur diyor hem de Firavunane hüküm verenlerin arasında sayılmış bir zıtlık mı var?”
Türkistan’ın, bugün Kazakistan sınırları içinde bulunan Fârâb şehri yakınlarındaki Vesiç’te yaklaşık Hicrî 258 (Miladî 871) yılında doğdu. Babasının Vesiç Kalesi kumandanı olduğu dışında ailesi hakkında bilgi yoktur. Sâmânîler Devleti’nin hâkimiyetinde önemli bir eğitim ve kültür merkezi konumunda bulunan Fârâb’da eğitim gördü. Fârâbî buradaki tahsilini tamamladıktan sonra bir süre kadılık yaptı. Fakat, ilim ve kültürün tadına varınca mesleğini terk ederek kendisini ilme verdi, memleketinden ayrıldı. Ve hayatı boyunca devam edecek bir seyahate başladı.
Bu akademik seyahat esnasında önce Buhara, Semerkant, Merv ve Belh gibi kendi bölgesinin veya İran’ın önemli ilim ve kültür merkezlerini ziyaret etti. Daha sonra Bağdat’a geldi.
Bağdat’a gittiğinde kırk yaşını geçmiş bulunuyordu. Burada dönemin en büyük dil âlimlerinden olan İbnü’s-Serrâc’dan Arapça okudu. Kendisi de ona mantık dersi verdi.
Yirmi yıl kadar Bağdat’ta oturdu ve eserlerinin çoğunu burada kaleme aldı. Bir yıl sonra Dımaşk’a gitti. İbnü’l-İbrî onun önce Halep’e geçtiğini, üzerindeki sûfî kıyafetiyle Hamdânî Emîri Seyfüddevle’nin sarayında ağırlandığını, ardından onunla birlikte Dımaşk’a gittiğini yazar.
Fârâbî 337’de (948) Mısır’a kısa bir seyahat yaptıktan sonra Dımaşk’a döndü ve Receb 339’da (Aralık 950) seksen yaşlarında orada öldü
Fârâbî’nin felsefesi “Her insan doğal olarak mutlu olmak ister” önermesine dayanır. Fârâbî, mutluluğun anahtarının ise felsefede olduğunu söyler. Sadece Fârâbî’nin değil, genel olarak İslam filozoflarının bilgi felsefesi ile uğraşmalarının arkasındaki neden bilgi ile........
