Asıl imtihan Müslüman kalabilmek - Neden Müslüman Oldum?-2
DİZİ: NEDEN MÜSLÜMAN OLDUM? -1 - Naoki Yamamoto’nun İbretlik Hikayesi
İÇİ BOŞ BİR KİMLİK DEĞİL, TAŞINACAK BİR EMANET ŞUURU
Yamamoto’nun hikâyesi, yüksek sesli eleştirilerin değil; sessiz ama tutarlı bir hayatın hâlâ çağırıcı olabildiğini gösteriyor. Tam da bu yüzden, bu karşılaşma durup düşünmeyi hak ediyor.
Naoki Yamamoto’nun hikâyesinde bugün “İslâmcı” olarak damgalanan gençlik içinde gözlenen yozlaşma, Batı hayat tarzına eklemlenme ve ahlâkî çözülme tartışmaları açısından son derece öğretici bir karşılaştırma imkânı sunuyor.
Yamamoto, İslâm’la ilişkisini, kimlik, slogan ya da ideolojik aidiyet üzerinden değil; ahlâk, sadelik ve sorumluluk üzerinden kuruyor. Onu İslâm’a yaklaştıran şey “hürriyet,” “haz” ya da “başarı” vaatleri değil; yoksulluk içinde paylaşılan bir salatalık, acısını saklamayan bir hocanın dürüstlüğü ve görünürlük aramayan bir iman pratiğidir. İslâm, onun hayatında tüketilecek bir kimlik değil, taşınacak bir emanet olarak yer alıyor.
Buna karşılık, kendisini “İslâmcı” olarak tanımlayan bazı genç çevrelerde görülen yozlaşma ve çürüme çoğu zaman tam tersinden işliyor. Görünüşte Batı’nın haz merkezli, bireyci ve tüketim odaklı hayat tarzı eleştirilirken; pratikte aynı değerler başka bir dille yeniden üretiliyor. Lüks, gösteriş, statü, güç ve cinsel serbestlik; “özgüven”, “başarı” veya “modernlik” başlıkları altında meşrulaştırılıyor. Böylece İslâm, ahlâkî bir disiplin olmaktan çıkıp kültürel bir etikete indirgeniyor.
SORUMLULUĞU TAŞIMAK MI, ONDAN KAÇMAK MI?
Yamamoto’nun hikâyesi bu noktada sessiz, ama sarsıcı bir ayna tutuyor:
İslâm’ı dışarıdan keşfeden biri, onun yükünü ciddiyetle taşımaya razıyken; içeriden gelen bazı gençler, bu yükten kurtulmanın yollarını arıyorlar.
Mesele Batı’da yaşamak ya da modern dünyayla temas etmek değil; Batı’nın değer hiyerarşisini sorgulamadan içselleştirmek ve bunu meşrulaştırmak.
Bu yüzden Yamamoto’nun hikâyesi, Müslümanlara yöneltilmiş örtük bir sorudur: “İslâm sizin için bir ahlâk mı, yoksa bir kimlik mi? Bir sorumluluk mu, yoksa bir konfor alanı mı?”
Sonuçta Yamamoto’nun hikâyesi bize şunu hatırlatır: İslâm, en kişisel olarak yaşandığında ve hayatınıza renk kattığında anlam kazanır. Ahlâkî sadakat zayıfladığında, ideolojik söylem ne kadar güçlü olursa olsun, içeriden bir çürüme kaçınılmaz hâle gelir.
BU TECRÜBE DÜŞÜNMEYE DAVET EDİYOR
Bu farkı görmek, bugün her zamankinden daha hayatî görünüyor.
Tam da bu yüzdn Yamamoto’nun kendi kaleminden aktardığı bu tecrübe, bugün hem Müslümanlar, hem de İslam’ı uzaktan izleyenler için ciddi bir düşünmeye adeta bir davetidir.
• Anlam nerede kaybolur?
• Hangi sessiz davranışlar, en güçlü teolojik metinlerden daha etkili olabilir?
Bu sorular, onun hikâyesiyle birlikte yeniden ve daha sahici bir zeminde karşımıza çıkmaktadır. Naoki Yamamoto’nun hikâyesine kulak verelim.
NEDEN MÜSLÜMAN OLDUM?
"İslâm’a girenlerin en çok yorulduğu sorulardan biri şudur: “Neden Müslüman oldun?” Bu soru bana sayısız kez soruldu—bin defadan az değildir. Bugün YouTube ve TikTok’ta, keşif, kopuş ve nihaî çözüm anlatılarıyla paketlenmiş sayısız ihtida hikâyesine rastlamak mümkündür.
Ne var ki bu hikâyelerin çoğunun, İslâm’ın kendi geleneksel aktarım biçimleriyle pek bir ilgisi yoktur. Hatta modern öncesi İslâm toplumlarında, “Neden Müslüman Oldum?” başlıklı bir kitabın özel bir ilgi ya da kültürel değer gördüğüne dair tek bir örnek bile bulmak zordur. Böyle bir tür, anlamlı bir dinî ifade biçimi olarak hiç var olmamış.
Elbette büyük bir âlimin etkisiyle ya da vefatından sonra tüm bir topluluğun İslâm’ı benimsediğini anlatan menkıbevî rivayetler vardır. Ancak bu anlatılarda bile ihtida, bireysel bir otobiyografi ya da psikolojik bir “benlik yolculuğu” olarak ele alınmaz. Daha çok ahlâkî otoritenin, bilginin ya da toplumsal dönüşümün tali bir sonucu olarak ortaya çıkar. Hikâye hiçbir zaman “Neden ben İslam’ı seçtim?” sorusu etrafında dönmez; şahsı aşan bir hakikate işaret eder.
Modern ihtida anlatıları ise farklıdır. Bunlar Batı’nın otobiyografik kültürü ve kimlik politikaları tarafından şekillendirilmiştir ve çoğu zaman Müslüman olmayan toplumlarda “güvenli”, tüketilebilir içerikler olarak işlev görür.
İSLÂM’A GİDEN YOLCULUK
Yine de, tereddütlerime rağmen, kendi hikâyemi paylaşmanın hâlâ bir değeri olduğuna inanıyorum. Bunu bir model ya da gerekçe olarak değil, sadece bir hatıra olarak paylaşıyorum. Müslüman oluşumun, Müslüman olarak kalışımın ve Müslüman olarak ölme arzumun bir kaydı olarak.
İnsanlar sıkça şunu sorar:
İslâm’a giden yolculuğun nasıldı?
Cevabım basit, belki de beklenmedik:
İslâm’la karşılaşmam, bir üstadla—bir sensei ile—karşılaşmamdı.
TEVHİD FİKRİYLE İLK KARŞILAŞMA
On sekiz yıl önce, henüz Müslüman olmadan önce,........
