12 Eylül’ün dördüncü evresi: Köprüler rehinde-1
Elimizde kalan ortak değerler teker teker elden çıkarken, kapılar uluslararası sermayeye ardına kadar açıldı. 11750 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile Karayolları Genel Müdürlüğü’ne bağlı iki Boğaz köprüsü ve on ana otoyol hattının işletme hakkının otuz yıllığına özelleştirilmesi, bu uzun hikâyenin belki de en acı veren dönemecine işaret ediyor.
Boğaziçi Köprüsü, Fatih Sultan Mehmet Köprüsü ve Anadolu’dan Trakya’ya uzanan ana lojistik damarlarımız; mülkiyeti elde tutulsa da kiralama, gelir ortaklığı veya işletme devri gibi yollarla özel sektöre bırakılıyor. Yıllarca meydanlarda gururla anlatılan, “yol medeniyettir” sözüyle vitrine konan bu otoyolların getirisi, artık uluslararası sermayenin kasasına akacak.
Bu tablo bir gecede ortaya çıkmadı elbette. Türkiye’nin özelleştirme yolculuğu; devletin ne olduğuna, mülkiyetin kime ait sayılacağına ve toplumun ortak kaynaklarının nasıl paylaşılacağına dair anlayışın adım adım değiştiği dört evreden geçti.
İlk evre, tohumların atıldığı 1980`li yıllardır. 12 Eylül Askerî Darbesi, ülkeyi küresel serbest piyasanın bir mahallesi hâline getirme projesinin startını verdi. Turgut Özal’la başlayan bu yolda çimento ve yem fabrikaları, kombinalar birer birer satıldı. 1999’daki anayasa değişikliğiyle kamu imtiyazlarına uluslararası tahkim yolu açılınca, yargının koruyucu kalkanında ilk delik de açılmış oldu. Ama bu deliği geri dönüşü olmayan bir sisteme dönüştüren AKP oldu. İktidar, 1999’da atılan bu temeli istisnai bir yol olmaktan çıkarıp tüm mega projelerin, otoyolların, şehir hastanelerinin ve enerji ihalelerinin ana damarı hâline getirdi. Sözleşmeleri Sayıştay’ın ve Türk yargısının gözünden kaçırıp “ticarî sır” perdesinin ardına gizleyen AKP uluslararası sermayeye adeta dokunulmazlık tanıdı. Yerli mahkemeleri kendi siyasî hedefleri için........
