İran'ın iki yüzü: İhtişamlı Camiler, kılınmayan namazlar
SAVAŞIN GİREMEDİĞİ HATIRALAR: İRAN-1 GEZİ: DR. NURENDA YAŞAR COŞKUN
İki yıl önce ailecek yaptığımız gezinin hatıralarını bugünlerde savaşın gölgesinde hatırlamak üzücü elbette. Güvenle yürüdüğümüz sokakları, çocukların koşturduğu camileri, devasa bir sanat galerisi olan bu koca ülkeyi şimdi savaş atmosferinde izlemek, hafızamda kalanları kurtarmak için yazmaya sevk etti.
Genel bir kaide olarak seyahatten önce o ülkeyi araştırmak yerine sonradan araştırmayı tercih ediyorum. Oradaki gerçeği görüp, malumatı onun üzerine bina etmek daha mantıklı geliyor. Diğer türlü nazar maluma tâbi oluyor ve gördüklerim, malumatları haklı çıkarmaya çalışıyor. Bu da seyahatten aldığım verimi düşürüyor.
İran’a da İran’la tanışmak için gittik. Şehir insanın izdüşümü olduğu için insanlarla tanışmadan evvel şehirlerle tanıştık.
Zerafet ve ticaretin buluşması, İsfahan
Ticarî trafiğin yoğun olduğu şehirlerde genellikle özensiz, kalabalık ve daha sığ bir atmosfer olur. Ancak İsfahan hem sanatın, hem zanaatın, hem de ticaretin kesiştiği nadir şehirlerden birisi. Dünyadaki bazı şehirleri belli standartlara hapsedemezsiniz. O şehir kendi standartını koyar ortaya. İsfahan, Semerkand ya da Kahire gibi. Kalıplaşmış bir kafayla o şehri değerlendirmeye kalkmak o şehrin kendi güzelliklerini açmasına engel olur. Bu yüzden genel manada İran’ı, özelde İsfahan’ı dünya standartlarını bir kenara bırakarak gezip çok keyif aldım.
İsfahan, İran’ın birçok yönüne haiz bir şehir. Ülkeyi temsil etmesi yönüyle Tahran’dan çok daha önemli bir noktada olduğunu düşünüyorum. Ne Tahran, ne Şiraz, İran’ı İsfahan kadar geniş bir perspektifte yansıtmıyor.
İsfahan’ı adımlarken yıkık dökük evlerin, eski model kırık çizik arabaların, inanılmaz karışık gürültülü bir trafiğin arasından bir cami karşılıyor bizi: İsfahan Ulu Camii.
İsfahan Ulu Camii: 1200 yıllık geçmişi var
1200 yıllık bir geçmişe sahip bu cami kaç devleti kucaklamış, kaç millet namaz kılmış burada diye düşünüyorum, bu inanılmaz bir his. Tıpkı Ayasofya gibi her asrın, her neslin ibadetlerinin ruhu siniyor o büyük camilere. Cami dört eyvanlı ve her eyvanı muazzam çini süslemeleriyle ve geometrik desenlerle ve oraya ev sahipliği yapmış her devletin sanatlı zevkleriyle süslü.
Bu muhteşem yapı hal-i hazırda cami olarak kullanılmıyor. İsfahan’daki diğer eski büyük ve güzel camiler de aynı şekilde. Hatta bu şeriat ülkesinde(!), her vakit namaz kılacak yer arayıp da bulamamak ve koca camilerin köşelerinde paravanla ayrılmış, halı dahi serilmemiş yerlerde namaz kılmak üzücü gerçekten. Ayrıca üç vakit namaz kılındığı için namaz vakitlerini tayin etmek de zor. Özetle inanılmaz camiler, ama kılınmayan namazlar.
Yürümeye devam ettikçe arka sokaklarda devasa bir meydana açılıyor. Nakş-ı Cihan meydanı. Her yönüyle tam bir meydan. İnsanlar için oturma, kaynaşma, çocuklar için oynayacakları, uçurtma uçuracakları bir meydan olduğu gibi etrafındaki dükkânlarda el sanatlarının işlenip sergilendiği ve satıldığı bir meydan aynı zamanda. Bunlarla birlikte güzel camiler ve bir saray da mevcut. Yani ne ararsan var.
Nakş-ı Cihan meydanı: İyi bir gözlem yeri
Halkla, sanatçı ve zanaatkârlarla, esnafla etkileşime geçmek noktasında Nakş-ı Cihan meydanı kıymetli bir yer. Halkı gözlemlemek, aile ve çocuk ilişkilerine şahit olmak, yüz ifadelerini, davranışlarını izlemek de sözsüz bir iletişim gibi. Biz de Nakş-ı Cihan meydanında İranlı ailelerin arasına oturup hem piknik yaptık, hem de onları izledik.
Mütebessim ve samimî bir halk, Türkleri de seviyorlar. Hatta yolda yürürken tanışıp, konuşmak isteyenler de oluyordu turist........
