Nurs’tan Barla’ya... Bediüzzaman Said Nursî’nin Gelişinin 100. Yılı
Fotoğraflar: ERHAN AKKAYA - YENİ ASYA
Kış ayazları kadar, dünya olaylarının fırtınalı, soğuk yüzünde kanlı boğuşmaları içinde manevî buhranlar geçirdiğini tarihî hadiseler gösteriyordu.
Felaket asrının başında inkâr karanlıkları içinde, insanlık bocalarken bir nur, bir ışık, bir işaret, bir müjde bekleniyordu!.. Kur’ân güneşinin kalpleri ısıtan cennetasa baharlara meftun ve müştak olan Said, bir ateşpare-i zekâ, nezih fıtrat, keskin feraset ve cesaret, harika istidat ve müstesna akıl ve ender hafızası ile araştırıp düşünen ve kabuğuna sığmayan mizacıyla küçük yaşlarda eğitime başladı...
Eğitimi, her çiçekten bal alır gibi
Bediüzzaman gençlik yıllarında, medrese eğitiminde çok okumak, hızlı intikal, isabetli yorum ile temel sarf, nahiv, mantık ve belagat ilimlerine dair yaklaşık doksan civarında temel metin kitaplarını ezberine almıştır. Arının çiçeklerden balözü aldığı gibi kıdem ve kademe usulünü beklemeden kısa sürede medrese hocasından ilmini tekmil edip başka medreselerdeki ilimlerle yükselmeye talip olmuş, ilmiyle, irfanıyla kısa zamanda, çocuk denecek yaşta meşhur Molla Said unvanını almıştır.
Van’da kaldığı sürede fen ilimlerini araştırırken bir taraftan da Horhor medresesinde talebelerine eğitim veriyordu. Bir gazetede, İngiltere’nin Sömürgeler Bakanı’nın sözlerini görür. İngiliz Bakan, elindeki Kur’ân’ı göstererek, “Bu kitap Müslümanlarının elinde kaldıkça İngilizler hiçbir zaman onlara hâkim olamayacaklardır. Ne yapıp edip ya Kur'ân’ı ortadan kaldırmalı veyahut Müslümanları Kur’ân'dan uzaklaştırmalıyız” demiştir.
Kur’ân ve iman davasına hayatını vakfetmesi
Bu söz, Said Nursi’nin düşünce ufkunda fırtınalar kopardı. Hayatının önemli kararını vermesine neden oldu. Şöyle dedi: “Ben de Kur’ân’ın sönmez ve söndürülemez ebedî manevî bir güneş gibi mu’cize olduğunu dünyaya ilan edeceğim.”
Kur’ân ilmini ve iman davasını hayatının merkezine koymuştur. Daha sonraki zamanda Kur’ân’ın ulvî hakikatlerini asrın soruları ve sorunlarına çare ve insanlığına manevî hastalıklarına reçete olarak Risale-i Nur Külliyatını insanlığa sunmuştur.
Bediüzzaman, İstanbul’da, Osmanlı’nın yeniden saffetine kavuşması için aksayan yönlerin tashihi, meşrutiyet, hürriyet, adaletin tesisi; istibdatın refi’ ve Medresetüzzehra Projesi konularında fikirler serdetmiştir. Din-i Mübin-i İslâm’ın inkişafı ile ilgili yazılar, hitaplar, kitaplarla geçen faaliyet dolu İstanbul hayatının hatıraları...
Medrese projesi ve muhteviyatı
1913 yılında gaye-i hayali olan din ilimleri ile Fen ilimlerini birlikte okutulması ile ilgili Medresetüzzehra’nın temeli Edremit’e atılmış, proje hayata geçirmek üzere iken, 1. Dünya savaşı başladı. 1914 yılında Said Nursi, talebeleriyle Doğu Milis Teşkilatı’nı kurdu. Gönüllü Alay Komutanı olarak ordu birliklerimizle Van-Bitlis doğu cephesinde Ermeniler ve Ruslara karşı cihad etti... Karlı dağlarda, kon kusan işgalci zalimlere karşı Bediüzzaman, talebeleriyle canı pahasına yılmadan mücadele etmiştir. At üstünde, cepheden cepheye koşarken, bir taraftan da Kur’ân’ın mu’cizelerini, manalarını, sırlarını, hakikatlerini izah eden “İşârâtü’l-İ’caz tefsirini cephede, ölümle yüz yüzeyken talebesi Habib’e yazdırıyordu...
Bitlis savunmasında birçok talebesi şehit olan Bediüzzaman, gece vakti Rus saflarını yarıp geçmek isterken ayağı kırılmış, su arkında, soğukta o vaziyette 34 saatten fazla bekledikten sonra Ruslara esir düştü. Esarette, subaylara ilmî dersler, ümit ve şevk veren sohbetleri...
Ordu Komutanı Nikola Nikolaviç esir kampını teftiş ederken, karşısında ayağa kalkmayan Bediüzzaman’ın asil duruşu ve harika cesareti... Volga nehri kenarında kefaletle Tatarların Camiinde ibadet, inziva ve tefekkürü... 1917 de Rus İhtilali ile Çarlık rejiminin yıkılışı... Kargaşada firar eden Bediüzzaman, 2,5 yıl süren esarete veda etmiştir. Kosturma’dan, Petersburg’a geçerek Varşova’ya ulaştı. Viyana’yı geçerek ve Alman makamlarının düzenlediği belgeyle Sofya üzerinden Türkiye’ye dönüşüyle ikinci İstanbul hayatı başlamıştır...
Esaretten İstanbul’a dönüş
1918’de İstanbul’da büyük bir hürmet ve sevinçle karşılandı. Kendisine sormadan Enver Paşa’nın teklifi ile Darü’l-Hikmeti’l-İslâmiyye azalığı tevdi edildi, aldığı maaşla kitaplarını bastırıp ücretsiz dağıttı. Harbiye Nezareti tarafından kendisine şeref madalyası takdim edildi. İstanbul’u işgal eden İngilizler’e karşı mücadele etti, "Hutuvat-ı Sitte" adlı eserini gizlice bastırıp dağıttı. İşgal kuvvetlerine karşı Anadoludaki Millî Mücadeleyi destekledi...
İşgalcilere karşı kahramanca mücadele, Ankara’ya ısrarlı davetler...
Ankara Hükümeti tarafından işgalcilere karşı savaşı ve cesur mücadelesi büyük bir takdirle karşılandı. Birlikte çalışmak üzere 1922’de Ankara’ya şifreli telgraflarla defalarca ısrarlı şekilde davet edildi. Umumî arzu ve ısrarlar üzerine 9 Kasım 1922'de Ankara’ya geldi. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde mebuslar tarafından resmî bir hoşâmedî merasimiyle ve büyük bir coşkuyla karşılandı. Zafer şükür ister. Yeniliklerin dinî ve millî sağlam esaslar üzerine kurulması talebi, yayınladığı 10 maddelik beyanname üzerine M.Kemal’in tavrına karşı sert cevap vermiştir. Ankara’daki siyasî ve fikrî gidişatın kendisine uymadığını görerek milletvekilliği, Şark vaizliği, Diyanet’te yüksek görevleri gibi maaş vb. tekiflerin hiçbirini kabul etmeyerek Van’a çekilmiştir.
Van’dan batıya yolculuk
Şeyh Said, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde isyan hazırlıkları yaparken, Van’da inziva hayatı yaşayan Bediüzzaman’dan destek istemiştir. Ancak Bediüzzaman bu talebi kesin bir dille reddetmiştir! “Asırlardan beri İslâm’ın bayraktarlığını yapmış milletimizin evlatlarına kılıç çekilmez, kardeşi kardeşle çarpıştırmak, kan dökmek şer’an caiz değildir.” şeklinde ifadelerle isyanı yatıştırmaya, kargaşayı önlemeye çalışmıştır. 1925 yılı başlarında Şeyh Said isyanı sonrasında her şeye rağmen dönemin hükümeti evham üzerine tedbir olarak, aşiret mensuplarıyla birlikte Bediüzzamanı da batı illerine nefiy etmiştir.
Müsbet hareket ve asayişi muhafaza
Hayatının her safhasında devlet-millet menfaati uğruna canını ortaya koyan, vatan savunmasında cephelerde Gönüllü Alay Komutanı olarak talebeleriyle birlikte savaşan, yaralanan, esir düşen Bediüzzaman, hayatında........
